Category Archive : Evlilik ve Çift Terapisi

Eşlerinizin, ebeveynleriniz ile geçinmesi zordur ve her zaman mümkün de olmayabilir. Eğer karınız ve anneniz çatışıyorsa, evliliğinizin zarar görmemesi için yapmanız gerekenler.

  • Karınızı dinleyin

Bir insanın hayatta kazanabileceği en büyük yeteneklerden biri nasıl dinleyeceğini öğrenmesidir. Karınız ve anneniz arasında açıkça bir sorun olduğunda ilk önce karınızı dinlemelisiniz. Sorunun ne olduğunu anlamaya çalışmalı ve onu, onun bakış açısından anladığınızdan emin olmalısınız. Sorun hakkında kendi fikriniz olabilir, ancak öncelikli olarak karınızın bakış açısını anlamanız gerekir.

  • Karınızın sınır çizmesine yardımcı olun

Örneğin; annenizin çat kapı devamlı gelmesinden dolayı karınız stresli hissediyorsa, eşinizin sınır çizmesine yardımcı olun. Sınırlarınız ne olursa olsun, evliliğiniz için yapabileceğiniz en sağlıklı şeylerden biri de orijinal aileniz ile ilişkiniz açısından sınırları belirlemektir. Bu, onlardan nefret ettiğiniz anlamına veya onları asla görmek istemediğiniz anlamına gelmez, sadece karınıza öncelik vermiş olursunuz, böylelikle de mutlu bir eşe ve mutlu bir yaşama sahip olabilirsiniz.

  • Eşinize, sizden beklentilerinin neler olduğunu ve neye ihtiyacı olduğunu sorun

Bunu tahmin etmeye çalışmayın, kendisine sizden neler istediğini, neler beklediğini sorun ve isteklerini yapmaya çalışın.

  • Annenizle ikiniz için de konuşun

Karınıza, annenizle bir sorun yaşadığınızda “bunu anneme sen söylemelisin” demeyin. Annenizle ikiniz için, bire bir veya çift olarak konuşmak ilişkiniz için daha sağlıklı olacaktır. Bu, kendiniz için yaşadığınız durumun sahibi olduğunuz ve bu durum içerisinde karınızla aynı yerde olduğunuz anlamına gelir.

  • Eşinizle anneniz arasındaki ilişkinin ortasında kalmayı reddedin.

Aralarındaki herhangi bir anlaşmazlığa aracılık etme ya da farklı bakış açılarını yorumlama niyetinde olmadığınız açıkça belirtiniz. Kendiniz için sınırlar koymak, sizi günlerce sürebilecek kederden kurtarabilir .

  • Erkekler, karınıza annenizden daha fazla öncelik vermelisiniz.

Çoğu erkek bunu yapamıyor. Anneyle olan göbek bağı kesin ve kararlılıkla kesilemiyor. Evlendiğiniz zaman, karınıza kararlı bir şekilde öncelik vermeli ve bunu annenize iletmelisiniz. Bunu belki de bir olay yaşadığınızda açıklığa kavuşturabilirsiniz.  Anne “seni çok seviyorum, ama şimdi evliyim ve ……. hayatımın bir numaralı kadını olmalı” diyebilmelisiniz. Bu belki annenizi acıtabilir ama açık olmak sonrası için iyi olacaktır.

  • Bir kızın kalbini kazanmak sadece evlilik ile bitmez.

Evlendiğinizde, eşiniz orijinal ailenizden daha öncelikli ve tercih edilen olmalıdır. Öncelikli ve en önemlisi olduğunu anlaması önemlidir ve ailenizle yeni sınırlar oluşturmanız önemlidir. Annene karının önce geldiğini açıkladığında, muhtemelen daha iyi anlaşacaklardır, çünkü senin için rekabet etme ihtiyacını ortadan kaldırmış olacaksınız.

  • Eşinizle ve annenizle ayrı ayrı kaliteli zaman geçirin.

Açıkçası, her şeyin bir aile olarak birlikte yapılması gerekmiyor. Açıkçası, eşinizle özel zaman geçirmek daha kolay olacaktır. Ancak annenizle (ebeveynlerinizle) birebir ilgilendiğinizden de emin olun, böylece büyüdüğünüz aile ile süreklilik sağlamış olursunuz.  Çünkü köken ailenizle paylaştığınız her şeye saygı gösterilmesi gerekiyor. Bir eşin(karı/koca) sadece ailenizden hoşlanmadığı için ailenizle birlikte olma ihtiyacınızı ve arzunuzu kabul etmemesi, kök ailenizle teması sınırlamak için asla yeterli bir neden değildir.

Buradaki asıl mesele, herkesten önce en fazla evliliğinizin ilgiyi hak ettiğidir. Öncelikli olarak karınızla olan ilişkinizdir ve bu ilişkinin sağlıklı olmasıdır. Evliliğinize bu hakkı verdiğinizde, diğer tüm ilişkiler kendi kendine yoluna girecektir.

Evlilik öncesi danışmanlık, çiftlerin evlenmeye hazırlanmalarına yardımcı olan bir terapi şeklidir. Evlilik öncesi danışmanlık, eşlerin güçlü ve sağlıklı bir ilişkilerinin olmasını sağlamaya yardımcı olur,çiftlere istikrarlı ve tatmin edici bir evlilik için daha iyi bir şans verir. Bu tür bir danışma aynı zamanda evlilik sırasında sorun yaşanmasına sebep olabilecek zayıflıkların belirlenmesine de yardımcı olur.

Evlilik öncesi danışmanlık genellikle evlilik ve aile terapisti olarak bilinen terapistler tarafından verilir.

Evlilik öncesi danışmanlık eğitseldir, geliştiricidir ve önleyicidir. Evlilik öncesi danışmanlık, çiftlerin evlilik öncesinde ilişkilerini geliştirmelerine, birbirlerini ve kendilerini daha iyi anlamalarına ve tanımalarına olanak sağlar. Evlilik öncesi danışmanlıkta, para ile ilgili konular, iletişim becerileri, inançlar ve değerler, evlilikte roller, cinsellik, çocuk sahibi olma isteği, aile ilişkileri, karar verme becerileri, öfke ile başa çıkma, birlikte zaman geçirme gibi konular üzerine çalışılabilir.

Evlilik öncesi danışmanlık, evlenecek çiftlerin iletişim kabiliyetlerini geliştirmelerine, evlilik için gerçekçi beklentiler belirlemelerine ve çatışma çözme becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur.

Kendi değerlerinizi, düşüncelerinizi ve geçmişinizi bir ilişkiye getirdiğinizi ve her zaman birbirinizle uyuşmayabileceğinizi unutmayın. Örneğin, aile sistemleri ve dini inançlar çok değişkendir. Pek çok çift, ilişki ve evlilik içerisinde etkili olan anne-babasıyla ve diğer rol modelleriyle çok farklı bir gelişim yaşamıştır. Birçok insan evlendiğinde sosyal, finansal, cinsel ve duygusal ihtiyaçlarını daha rahat karşılayacağına inanır fakat bu her zaman böyle olmayabilir. Siz ve eşiniz evlilik öncesinde aranızdaki farkları ve beklentileri tartışarak, evlilik sırasında birbirinizi daha iyi anlayabilir ve destekleyebilirsiniz.

Evlilik öncesinde ihtiyaç duyduğumuz temel hazırlık aslında pratik değil psikolojiktir. Evlilik öncesi danışmanlık ile geçmişinizin geleceğinizi nasıl etkilediğini analiz edersiniz. Bir dereceye kadar hepimiz çevremizin ve tecrübemizin ürünleriyiz. Evlilik öncesi danışmanlık, sizden, büyürken gördüklerinize veya geçmişte yaşadıklarınıza dayanarak evlilik hakkında herhangi bir izlenim oluşturup oluşturmadığınızı anlamanızı isteyecektir. Evlenmeden önce geçmiş dinamiklerden ve ilişkilerden bahsetmek, bunları irdelemek ve anlamak, insanların daha bilinçli, sağlıklı seçimler yapmalarını ve daha sağlıklı şekillerde ilişki kurmalarını sağlar.

Evlilik öncesi danışmanlık, bir çifte evlendiklerinde ne gibi sorunlarla karşılaşabileceğini görme fırsatı sunar. Her iki tarafın da geçmişlerine bakmalarını, ilişkiye hangi dinamikleri getirebileceklerini ve nasıl başa çıkacaklarını, yaşamın yeni bir evresine girerken yaşayabilecekleri sorunlarla en iyi nasıl baş edebileceklerini düşünmelerini sağlar.

Anne-oğul ilişkileri gerçekten de karışıktır. Sağlıklı ve sağlıksız yapıda anne-oğul ilişkileri vardır. Bebek doğduğunda annenin bakımına, annesinin onu beslemesine, ihtiyaçlarını karşılamasına ve en önemlisi de sevgisine muhtaçtır. Oğul büyürken bir yandan dünyayı öğrenir, bir yandan da bağımsızlığını tesis eder. Bunlar gerçekleşirken tabi ki annesinin sevgisine, ilgisine, desteğine, bakımına ihtiyaç duyar. Fakat bir annenin, oğlunun adına tüm kararları vermesi, ihtiyaç duysun duymasın her şeyini karşılaması, onun gelişimine uygun yaşam becerileri geliştirmesine izin vermemesi ve devamlı kontrol eden bir yapıda olması onun bağımsızlaşmasını önemli ölçüde zorlaştırır. Bu sağlıklı bir anne-oğul ilişkisi değildir. Bir çocuğun kararlarını verirken devamlı annesinden destek beklemesi de sağlıklı bir ilişki değildir.

Bu sağlıksız ilişkiler sadece anne-oğul üzerinde değil, çevrelerinde sahip oldukları diğer ilişkileri de bozar. Yetişkin bir oğulun iş ilişkilerini, özel ilişkilerini, sosyal ilişkilerini de olumsuz yönde etkiler. Eğer bir oğul evlendikten sonra da eşinden önce annesine öncelik veriyorsa, bu sağlıksız bir ilişkidir. Böyle bir durumda yetişkin oğul, annesine öncelik vermediği için, annesinin beklentilerine karşılık vermediği için suçluluk, pişmanlık ve vicdan azabı vs. hissedebilir. Böyle bir sağlıksız anne-oğul ilişkisi, yetişkin oğulun evlilik ilişkisini de bozar.

Bazı anneler vardır ki aşırı korumacıdırlar. Oğullarını bırakmakta zorlanırlar. Oğullarının kendi hayatlarını kontrol etmelerine izin vermezler. Kendi sorumluluklarını üstlenmelerine engel olurlar. Oğulları evlendiklerinde gelinlerinin, oğullarına nasıl baktıkları konusunda merakta olurlar ve müdahalede bulunurlar.

Anne-oğul ilişkilerinin büyük bir kısmı oğlu daha bebek iken ve büyürken onunla kurduğu ilişkilerden ve sonrasında yaşanmış bir takım durumlardan kaynaklanır. Eğer annenin, kendi eşiyle sağlıklı bir ilişkisi yoksa, eşinden yeteri derecede duygusal olarak destek alamıyorsa veya eşi ölmüş ise o zaman bir erkek olarak en yakınında olan oğluna dönmesi kendisine doğal gelebilir. Örneğin, belki çocuğun babası küçükken annesinden ayrıldı ve erkek çocuk annesinin sahip olduğu tek şeydi. Ya da belki babası öldü ve o da her zaman annesi için üzüldü ve babasının orada olmamasını telafi etmeye çalıştı. Belki babası annesine çok kötü davranıyordu ve kendisi de bu boşluğu alması gerektiğini düşündü. Tabi ki anne de oğlunun tüm bu rolleri almasına izin verdi.

Bazen şöyle bir şeye de rastlanabilir, anne kendi çocukluğunda almış olduğu duygusal yaraları çocukları ile sarmaya çalışır. Eğer ilgisiz ve sevgisiz büyümüş ise bu ihtiyaçlarını patolojik bir şekilde çocukları üzerinden karşılamaya çalışır. Bu da çocuklarına karşı bağımlı bir ilişki geliştirmesini sağlar.

Anne-oğul arasındaki bu sağlıksız ilişki türü oğlunun evliliğinde problemler yaşamasına sebebiyet verir. Yetişkin oğulun eşi, her zaman kendisini kayınvalidesi ile rekabet etmek zorunda hissedebilir. Kayınvalide bu sağlıksız ilişki dolayısıyla, gelinini kendisine rakip olarak görebilir, oğlu elinden alınmış gibi hissedebilir. Tüm bunlarda yetişkin oğulun eşiyle ilişkisini etkiler ve mutsuz bir evliliğe sebebiyet verir.

Genelde erkekler, bir sevgili bulduklarında veya evlendiklerinde anneleri ile nasıl bir ilişki kuracaklarını bilmiyorlar ve çoğu zaman anne-oğul ilişkisi, bazı durumlarda boşanma noktasına kadar evlilik üzerinde büyük bir etkiye sahip oluyor.

Sağlıksız anne-oğul ilişkisine örnekler;

  • Sağlıksız ilişki: Oğlum her zaman beni görmekle yükümlüdür ve beni tüm planlarının önüne koymalıdır.
  • Sağlıklı ilişki: Oğul annesini görmek istiyorsa eğer planları içine alır ve annesi ile uygun bir zaman için randevulaşır.
  • Sağlıksız ilişki: Erkek çocuk, annesini hayal kırıklığına uğratır ve istediği şeyi yapmazsa annesinin kendisine kızacağından veya onunla konuşmayacağından korkar.
  • Sağlıklı ilişki: annesini üzeceğini bildiği bir şeyi söylemek zorunda kalsa bile bunu söylemekte açık olmalıdır. Çünkü annesinin bunun üstesinden gelebilecek bir yapıda olduğunu bilir.

Evliliklerde, sağlıksız anne-oğul ilişkilerinden kaynaklanan problemler çözülebilir. Yapılması gerekenler;

1- Bir sorun olduğunu kabul etmek ve hem bireysel hem de çift olarak bir psikoterapistle görüşerek bu sorunların üstesinden gelme konusunda yardım almaktır.

2- Sınırları belirlemek ve ilk başta küçük küçük adımlar atarak bu sınır ihlalini ortadan kaldırmaya çalışmak gerekir.

Tabi ki bir anne oğulun sağlıklı bir şekilde yakın bir ilişkisinin olması kötü değildir. Aksine annesiyle yakın ilişkileri olan, iyi bir iletişimi olan erkek evlatlar, duygularını daha iyi ifade etmeyi ve anlamayı öğrenirler. Fakat geçilmemesi gereken bir çizgi vardır buna dikkat edilmelidir. Bizim burada bahsettiğimiz ilişki bağlı değil, bağımlı bir ilişkinin sağlıksız olduğudur.

Annelere birkaç tavsiye;

  • Oğullarınızın tercihlerine ve sınırlarına saygı duyarak, onları sevmek ve hayatlarına dahil olmak, onlar büyüdüklerinde de sağlıklı ve yakın bir ilişki kurmanıza yardımcı olur.
  • Güçlü ve de hassas bir oğul yetiştirmek için onu boğmadan, onun sınırlarını ihlal etmeden ona yakın durun.

Evlilik, yaşantıları ve kültürel yapıları farklı olan iki ayrı bireyin aynı zamanı ve mekanı paylaşmasıyla oluşan bir partner ilişkisidir. Aslında bir bakıma kadın ve erkeğin birlikte yaşamaya dair yaptığı bir anlaşmadır. Evlilik ilişkisinin temelinde saygı, sevgi, güven ve bağlılık duyguları yatar. Evliliğin temelindeki bu duygular ne kadar sağlıklı ve sağlamsa, evlilikte o denli sağlıklı olur. Bunun yanı sıra evlilikten beklentiler, evlenilecek kişiden beklentiler, farklılıklar ve tüm bunların farkında olmak vs. evliliğin uzun ömürlü olmasında çok önemlidir. Herkes mutlu olmayı hayal ederek evlenir, aslında kişi yaptığı seçimlerle evliliğindeki mutluluğu ve mutsuzluğu belirler. Evlilikte şüphesiz aşk ve cinsel çekim çok önemlidir fakat evliliğe karar vermeniz sadece bunlara bağlı olmamalıdır.

  • Evliliğinizi aileleriniz onaylıyor mu? Evlilik iki kişi arasında oluyor olsa bile ailelerinde evlendiğini unutmamak gerekiyor. Biz anlaştıktan sonra aileler önemli değil düşüncesi doğru değil.
  • Partnerinizin ailesi ile özellikle annesi ile ilişkisi nasıl? Bağlı mı bağımlı mı? Aileyle olan ilişkiler kişinin evliliğinde de belirleyici oluyor. Ailesini seven ve saygı gösteren kişi eşine de saygı duyar ve genelde iyi eşler olurlar. Patolojik olan kişinin ailesine özellikle de annesine bağımlı olması. Bu durumda evlilikte sıkıntıların yaşanması kaçınılmaz olur.
  • Arkadaşlarınız evliliğinizi onaylıyor mu?
  • Sık sık kavga ediyor veya ayrılıyor musunuz?
  • Kavga ve çatışmalarınızı nasıl çözümlüyorsunuz?
  • Kavga ve ayrılıklarınızın süresi ne kadar oluyor?
  • Onunla birlikteyken kendinizi güvende ve anlaşılmış hissediyor musunuz?
  • Birlikteliğiniz süresince şiddetin herhangi bir türüne maruz kaldınız mı?
  • Alkol ve madde kötüye kullanımı var mı?
  • Birlikteliğiniz yeterince sizi doyuruyor mu? Paylaşımlarınız yeterli mi?
  • İlişkinizde aldatma var mı?

Dolayısıyla evlenmeden önce bu sorulara verdiğiniz cevaplar doğru bir seçim yapıp yapmadığınız konusunda size fikir veriyor olacaktır. Bunun yanı sıra evlenmeden önce eğer çatışmalar, kavgalar, kararsızlıklar yaşıyorsanız ve çözemiyorsanız bir evlilik danışmanından yardım alabilirsiniz.

Evlilik Dışı İlişkiler-Aldatma

Kuşkusuz ki evliliklerde sadakatsizlik, güven duygusunu temelden sarsan, çok ciddi ve incitici bir durumdur. Aldatmanın evlilik üzerinde iki önemli etkisi vardır; birincisi, evlilik dışı ilişkinin evliliği yok etme potansiyeli ve ikincisi de, aldatmanın evlilik üzerindeki duygusal tesiridir. Evlilik içi şiddetten sonra en fazla olumsuz etkiye sahip olan neden aldatmadır. Erkek içinde kadın içinde aldatma iz bırakan bir durumdur. Erkeklerin aldatması elinin kiri gibi bir kavram kullanılarak normalleştirilmekte ve bu durumda kadının da kocasını affetmesi ve yuvasını bozmaması beklenmektedir. Kadınlar eşlerini affetseler bile durum iç dünyalarında böyle olmamaktadır. Her iki taraf içinde aldatılmak, değersizlik, çaresizlik, güvensizlik vb. duygulara sebebiyet vermektedir.

Sanki hep erkekler aldatırmış gibi bilinse de, bu erkeklerin kendi aralarında kaç tane kadınla birlikte olduklarını bir övünç kaynağı olarak anlatmalarından kaynaklanmaktadır. Yapılan araştırmalar kadınlarında eşlerini aldattıklarını ortaya koymaktadır. Fakat kadınlar bu durumu gizli tuttukları için çok bilinmemektedir. Kadının eşini aldatması daha zordur, çünkü kadın için bir ilişkide ilk önce romantizm gelir, duygusallık gelir, kadın daha derin bir ilişki arar, aşk ister. Kadınlar yasak ilişki yaşarlarken daha dikkatlidirler. Erkekler ise daha dikkatsizdirler. Erkekler için aldatmak daha doğaldır.

Aldatma iki şekilde adlandırılıyor.Cinsel aldatma ve duygusal aldatma şeklinde. Var olan bir ilişki içerisindeyken, başka biriyle cinsel ilişkiye girme cinsel aldatma, duygusal olarak bir başkasına bir şeyler hissetme, aşık olma duygusal aldatma olarak adlandırılır. Her ikisi de evlilik için tehlike oluşturacak durumlardır. Genelde erkekler daha çok cinsel aldatmaları tercih ederken, kadınlar duygusal aldatmaları tercih etmektedir. Fakat en kötüsü cinsel birlikteliği de içinde barındıran duygusal bağın kuvvetli olduğu ilişkilerdir.
Aldatma nedenlerine bakıldığında erkek için de kadın için de çok fazla neden sıralanabilir. İlişki heyecanını kaybetmiş olabilir, cinsel tatminsizlik yaşanıyor olabilir, eşler arasında ihmal, sevgi ve şefkat eksikliği olabilir, eşler mutsuz evliliklerinden kaçmak için aldatıyor olabilirler, evliliklerindeki çatışmalarından kurtulmak için duygusal enerjilerini bir başka ilişkiye harcamayı tercih ediyor olabilirler, eşler arasında yakınlıktan kaçınma olabilir, bazen eşlerden biri seks veya tutku bağımlısı olabilir, eşlerden biri evliliğini bitirmek ister fakat yeni birini bulmadan bunu yapamaz. Erkekler daha çok cinsel açıdan değişiklikler, yeni heyecanlar yaşamak için ve cinsel dürtülerini kontrol etmekte zorlandıkları için; kadınlar ise duygusal açıdan ihmale uğradıklarında, mutsuz ve umutsuz hissettiklerinde aldatma yolunu tercih edebilirler. Evli ve çocuklu erkekler ise kendilerinden daha genç partnerlerle eşlerini aldatarak hala güçlü bir erkek olduklarını eşlerine ve çevrelerine kanıtlamak isterler.

Aldatma, aldatılan eş için bir travmadır. Aldatılan eş aldatıldığını öğrendikten sonra, sıkıntı üzüntü, öfke, uykusuzluk, güvensizlik ve depresyon yaşamaya başlar. Aldatılan eşte travma sonrası stres bozukluğu belirtileri görülebilir. Bunların ne kadar süreceği kişiden kişiye değişecektir. Bu durumda yapılması gereken bir evlilik-çift terapistine başvurmak olmalıdır. Eşlerin bu durumda üzerine düşen sorumlulukları alması gerekmektedir. Aldatılma ve sonrasında ortaya çıkan sorunlar aşılamayacak sorunlar değildir. Sadece çiftlerin çaba göstermesi ve evliliklerini bu fırtınadan kurtarmayı istemeleri gerekmektedir.

Evlilikte Yakınlığı Geliştirme

Yakınlık evlilik ve aile yaşamında elzem olan duygulardan biridir. Yakınlık gösterme başka biriyle bir duyguyu paylaşmayı kapsar. Yakınlığın ne olduğuna dair çeşitli tanımlar vardır. Yakınlık bir çeşit bağlılık hissi, huzur, duygusal destek, empati duyma, karşındakini güvenilir bulma, karşılıklı anlayış, paylaşım, dürüstçe iletişim kurabilme şeklinde tanımlanabilir.

Her evlilikte/ilişkide çiftlerin yakınlık tanımları farklı olabilir. Birçok çift yakınlığın ne anlama geldiğini ve ne istediklerini anlasalar dahi yakın olma konusunda birçok sıkıntı çekerler. Yakın olma konusunda eşleri sıkıntıya sokan mesele “yakınlık korkusu” olabilir.  Bazı insanlar yakınlıktan, kendilerini açmaktan korkarlar ve kaçınırlar. Yakınlık korkusunun en önemli iki nedeninin yanı sıra, öfke korkusu, bağımlılık korkusu, kontrolü kaybetme korkusu, bireyselliği kaybetme korkusu gibi kökenini aile meselelerinden alan bir takım psikodinamik nedenleri de vardır.

En önemli iki nedeninden birincisi, kişilerin çocukluk ve ilk gençlik yıllarında ebeveynleri tarafından boğucu ve özgürce hareket edemeyecek kadar çok ilgi görmüş olmalarıdır. Bu durum kişide kontrol edilme ve kontrolü kaybetme korkusunu tetikleyebilir. Ve kontrolü kaybetmek eş tarafından yok edilme duygusu anlamına gelebilir. Yok edilme burada ilişkideki kontrolün kaybolması ve öz kimliğin yavaş yavaş yok olduğu algısını yaratabilir. Bu bireyler kim olduklarını ve ne istediklerini bilmezler ve dengeyi bulmak için bir ileri bir geri hareket etme eğilimi gösterirler. Bu kişiler anlayışın ve saygının olduğu bir aşk ilişkisinde yaşanan duygusal yakınlığın bağımsızlıklarını tehdit etmediklerini yaşantılayabilirlerse sorunları hallolur.

İkinci ve aşılması en zor olan neden ise çocuğun anne babasının ayrılık ya da boşanması sonucunda (çoğunukla da babayı) en yakınlarından birini birdenbire kaybetmesidir. Bu yaralayıcı ve travmatize edici bir durumdur ve kişinin erişkinlik hayatında girmiş olduğu ilişkilerde, duygusal yakınlık gerektiren durumlarda kendisini ilişkinin derinliklerine bırakamamasına sebep olur. Çünkü bir eş ilişkiye duygusal olarak ne kadar yatırım yaparsa, ilişki sonlandığında o kadar çok acı çeker. Anne veya babasını kaybeden ve bu durumla baş etmesine yardım edilmeyen çocuklar ilerideki tüm ilişkilerinde terk edilme korkusu taşırlar. Kayıp yaşantısından dolayı gelişen terk edilme korkusundan ötürü ilişkilerinde bir emniyet mesafesi bırakırlar ve böylelikle yeni bir kayıp yaşamaktan ve aynı acıyı duymaktan kendilerini korumaya çalışırlar. Aslında böyle yaptıklarında tam da kendilerini korumak istedikleri durum başlarına gelir. Çünkü belli bir yakınlıktan öteye geçemedikleri, kendilerini duygusal olarak açamadıkları için ilişkileri de belli bir noktada tıkanıp kalır ilerleyemez, belki de başlamadan biter. Mesela bazı kişiler evliliğin hemen öncesinde, hiçbir açıklama yapılmaksızın birden bire terk edilebilirler. Bunlar hep terk edilme korkusunun sebep olduğu sonuçlardır.

Bağımlılık korkusu yaşayan kişiler de yakın ilişkilerden kaçınırlar. Bu korku duygusal olarak kendine yeterliliğin, bağımsız olmanın kesinlikle çok önemli olduğunu düşünen eşlerde görülür.  Eş diğerine hiç muhtaç olmadığını kanıtlarcasına sürekli diğerinden uzak olma ihtiyacını ortaya koyar, bu eşler duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için birbirlerine dayanmazlar. Evlilikleri her iki tarafın kendi hayatlarını yaşadığı, duygusal bir mesafe gösterir. Bağımlılık korkusu, çoğu zaman erken yaşta ebeveynlerin etkisinden kaynaklanır. Ebeveyn, genellikle de baba, kimseye dayanmadan tek başına hayatta kalabilmenin önemini vurgular. Çocukluk çağlarında bağımlılık korkusuyla yetiştirilen bir çocuk anne babadan çok az hatta hiç destek almadan kendi başına kalmaya zorlanır. Bu çocuklara yardıma gereksinim duyduklarında güçsüz oldukları söylemiştir. Örneklendirmek gerekirse 45 yaşında bir adam karısından hiçbir zaman bir şey istemediğini belirtmiştir. Çünkü bunun bir zayıflık olacağına inanmıştır. En zor zamanlarında bile eşine duygularını açmaktan çekinmiştir.

Öfke korkusu yaşayan çiftler de, yakın ilişkilere girmekten kaçınırlar. Eşler başkalarına duydukları öfkeden korkabilirler. Diğer kişiyle çok fazla yakınlaşmanın düşmanlığı, öfkeyi, saldırganlığı doğurabileceğinden korkabilirler. Bu tür korkuları olan bireyler başkaları ile mesafeyi korurlar.  Öfkenin yakın bir ilişkide kaçınılmaz olduğuna inandıkları için bundan kaçınmanın tek yolunun yakın bir ilişki kurmamak olduğuna karar verirler.

Aslında insanların ihtiyaç duydukları bu duygusal yakınlığı yaşayamamakta ki en büyük engel iletişim eksikliği veya yokluğudur. Kendi istek, arzu ve ihtiyaçlarımızı gözettiğimiz gibi karşı tarafın da istek, arzu ve ihtiyaçlarını gözetebilecek bir iletişim türü yakaladığımızda ihtiyaç duyulan duygusal yakınlık yaşanabilecektir. İlişkilerimizde tüm bunlarla kendimiz baş etmekte güçlük yaşayabilir, ne yapacağımızı bilemediğimiz durumlar söz konusu olabilir. En önemlisi de tüm bunlarla mücadele edebilmemiz için ilk önce kendimizi tanımamız ve keşfetmemiz gerekecektir.  Bu durumda bir uzmandan yardım almak fayda sağlayacaktır.

Evliliklerde Çatışma Çözme

Çatışma aslında her yakın ilişkide olduğu gibi evliliklerde de kaçınılmazdır. Bazı çiftler çatışmalarını açık bir şekilde ve doğrudan ortaya koyarken, bazı çiftler ise çatışma çıkmaması adına sorunlarını bastırmaya ve inkar etmeye çalışırlar veya dolaylı olarak göstermeye çalışırlar.

Eşler evliliklerinde bir çok konu üzerine çatışma yaşayabilirler. Eşlerin birbirinden ve evlilikten beklentilerinin farklı olması, iletişim problemleri, eşlerin ihtiyaçları, istekleri, arzuları, maddi konular, cinsellikle ilgili konular, aile meseleleri ve daha bir çok konu çatışma yaşanan konular arasında sayılabilir.

Evliliklerde çatışmaların olup olmamasından ziyade, çatışmaların nasıl yönetildiği ve bu çatışmayla nasıl başa çıkıldığı önemlidir. Evliliklerinde ki çatışmaları sağlıklı bir şekilde çözen çiftler, evliliklerinden daha fazla doyum sağlayabilirler, bu evliliğin daha da güçlenmesine olanak sağlayabilir. Bu yüzden evliliklerde bir miktar çatışmanın olması aslında normaldir. Bazı çiftler vardır ki, evliliklerinde anlaşmazlıkların olmaması gerektiğini düşünürler. Çünkü çatışma onların zihninde ciddi bir hata yaptıklarının ve başarısız olduklarının göstergesi olabilir. Bu yüzden de çiftler birbirlerine olduğu gibi görünmekten kaçınarak, bir takım maskeler takmayı tercih ediyor olabilirler. Dolayısıyla bu tür evlilikler çatışmaların yaşandığı evliliklerden daha sağlıksız ve tehlikelidir.

Çatışmaların altında kimi zaman kazanılan ve belirlenen bir takım beceri ve yöntemlerle çözülebilecek meseleler yatarken, kimi zaman da kökeni daha derinde olan, bireyin kendi iç ruhsal meselelerinden, geçmişteki yaşantılarından ve nesiller arası faktörlerden kaynaklanan sebepleri olabilir.

Her iki durumda da çiftlere bir takım çatışma çözme becerileri kazandırılarak ve gerektiğinde daha derinlemesine çalışmalar yapılarak, sorunlarını aşmalarına destek olunabilmektedir. Önemli olan çiftlerin sorunlarının farkına varabilmeleri ve bu sorunları göz ardı etmemeleridir. Sorunların çözümü ertelendiğinde evliliklerde daha ciddi problemler oluşmaktadır. Unutulmamalıdır ki, ilişkilerde çatışma yaşamak değil, yaşanılan çatışmaların nasıl yönetileceğini bilememek problem yaratır.