Tag Archive : evlilik ilişkileri

Eşlerinizin, ebeveynleriniz ile geçinmesi zordur ve her zaman mümkün de olmayabilir. Eğer karınız ve anneniz çatışıyorsa, evliliğinizin zarar görmemesi için yapmanız gerekenler.

  • Karınızı dinleyin

Bir insanın hayatta kazanabileceği en büyük yeteneklerden biri nasıl dinleyeceğini öğrenmesidir. Karınız ve anneniz arasında açıkça bir sorun olduğunda ilk önce karınızı dinlemelisiniz. Sorunun ne olduğunu anlamaya çalışmalı ve onu, onun bakış açısından anladığınızdan emin olmalısınız. Sorun hakkında kendi fikriniz olabilir, ancak öncelikli olarak karınızın bakış açısını anlamanız gerekir.

  • Karınızın sınır çizmesine yardımcı olun

Örneğin; annenizin çat kapı devamlı gelmesinden dolayı karınız stresli hissediyorsa, eşinizin sınır çizmesine yardımcı olun. Sınırlarınız ne olursa olsun, evliliğiniz için yapabileceğiniz en sağlıklı şeylerden biri de orijinal aileniz ile ilişkiniz açısından sınırları belirlemektir. Bu, onlardan nefret ettiğiniz anlamına veya onları asla görmek istemediğiniz anlamına gelmez, sadece karınıza öncelik vermiş olursunuz, böylelikle de mutlu bir eşe ve mutlu bir yaşama sahip olabilirsiniz.

  • Eşinize, sizden beklentilerinin neler olduğunu ve neye ihtiyacı olduğunu sorun

Bunu tahmin etmeye çalışmayın, kendisine sizden neler istediğini, neler beklediğini sorun ve isteklerini yapmaya çalışın.

  • Annenizle ikiniz için de konuşun

Karınıza, annenizle bir sorun yaşadığınızda “bunu anneme sen söylemelisin” demeyin. Annenizle ikiniz için, bire bir veya çift olarak konuşmak ilişkiniz için daha sağlıklı olacaktır. Bu, kendiniz için yaşadığınız durumun sahibi olduğunuz ve bu durum içerisinde karınızla aynı yerde olduğunuz anlamına gelir.

  • Eşinizle anneniz arasındaki ilişkinin ortasında kalmayı reddedin.

Aralarındaki herhangi bir anlaşmazlığa aracılık etme ya da farklı bakış açılarını yorumlama niyetinde olmadığınız açıkça belirtiniz. Kendiniz için sınırlar koymak, sizi günlerce sürebilecek kederden kurtarabilir .

  • Erkekler, karınıza annenizden daha fazla öncelik vermelisiniz.

Çoğu erkek bunu yapamıyor. Anneyle olan göbek bağı kesin ve kararlılıkla kesilemiyor. Evlendiğiniz zaman, karınıza kararlı bir şekilde öncelik vermeli ve bunu annenize iletmelisiniz. Bunu belki de bir olay yaşadığınızda açıklığa kavuşturabilirsiniz.  Anne “seni çok seviyorum, ama şimdi evliyim ve ……. hayatımın bir numaralı kadını olmalı” diyebilmelisiniz. Bu belki annenizi acıtabilir ama açık olmak sonrası için iyi olacaktır.

  • Bir kızın kalbini kazanmak sadece evlilik ile bitmez.

Evlendiğinizde, eşiniz orijinal ailenizden daha öncelikli ve tercih edilen olmalıdır. Öncelikli ve en önemlisi olduğunu anlaması önemlidir ve ailenizle yeni sınırlar oluşturmanız önemlidir. Annene karının önce geldiğini açıkladığında, muhtemelen daha iyi anlaşacaklardır, çünkü senin için rekabet etme ihtiyacını ortadan kaldırmış olacaksınız.

  • Eşinizle ve annenizle ayrı ayrı kaliteli zaman geçirin.

Açıkçası, her şeyin bir aile olarak birlikte yapılması gerekmiyor. Açıkçası, eşinizle özel zaman geçirmek daha kolay olacaktır. Ancak annenizle (ebeveynlerinizle) birebir ilgilendiğinizden de emin olun, böylece büyüdüğünüz aile ile süreklilik sağlamış olursunuz.  Çünkü köken ailenizle paylaştığınız her şeye saygı gösterilmesi gerekiyor. Bir eşin(karı/koca) sadece ailenizden hoşlanmadığı için ailenizle birlikte olma ihtiyacınızı ve arzunuzu kabul etmemesi, kök ailenizle teması sınırlamak için asla yeterli bir neden değildir.

Buradaki asıl mesele, herkesten önce en fazla evliliğinizin ilgiyi hak ettiğidir. Öncelikli olarak karınızla olan ilişkinizdir ve bu ilişkinin sağlıklı olmasıdır. Evliliğinize bu hakkı verdiğinizde, diğer tüm ilişkiler kendi kendine yoluna girecektir.

Evlilik öncesi danışmanlık, çiftlerin evlenmeye hazırlanmalarına yardımcı olan bir terapi şeklidir. Evlilik öncesi danışmanlık, eşlerin güçlü ve sağlıklı bir ilişkilerinin olmasını sağlamaya yardımcı olur,çiftlere istikrarlı ve tatmin edici bir evlilik için daha iyi bir şans verir. Bu tür bir danışma aynı zamanda evlilik sırasında sorun yaşanmasına sebep olabilecek zayıflıkların belirlenmesine de yardımcı olur.

Evlilik öncesi danışmanlık genellikle evlilik ve aile terapisti olarak bilinen terapistler tarafından verilir.

Evlilik öncesi danışmanlık eğitseldir, geliştiricidir ve önleyicidir. Evlilik öncesi danışmanlık, çiftlerin evlilik öncesinde ilişkilerini geliştirmelerine, birbirlerini ve kendilerini daha iyi anlamalarına ve tanımalarına olanak sağlar. Evlilik öncesi danışmanlıkta, para ile ilgili konular, iletişim becerileri, inançlar ve değerler, evlilikte roller, cinsellik, çocuk sahibi olma isteği, aile ilişkileri, karar verme becerileri, öfke ile başa çıkma, birlikte zaman geçirme gibi konular üzerine çalışılabilir.

Evlilik öncesi danışmanlık, evlenecek çiftlerin iletişim kabiliyetlerini geliştirmelerine, evlilik için gerçekçi beklentiler belirlemelerine ve çatışma çözme becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur.

Kendi değerlerinizi, düşüncelerinizi ve geçmişinizi bir ilişkiye getirdiğinizi ve her zaman birbirinizle uyuşmayabileceğinizi unutmayın. Örneğin, aile sistemleri ve dini inançlar çok değişkendir. Pek çok çift, ilişki ve evlilik içerisinde etkili olan anne-babasıyla ve diğer rol modelleriyle çok farklı bir gelişim yaşamıştır. Birçok insan evlendiğinde sosyal, finansal, cinsel ve duygusal ihtiyaçlarını daha rahat karşılayacağına inanır fakat bu her zaman böyle olmayabilir. Siz ve eşiniz evlilik öncesinde aranızdaki farkları ve beklentileri tartışarak, evlilik sırasında birbirinizi daha iyi anlayabilir ve destekleyebilirsiniz.

Evlilik öncesinde ihtiyaç duyduğumuz temel hazırlık aslında pratik değil psikolojiktir. Evlilik öncesi danışmanlık ile geçmişinizin geleceğinizi nasıl etkilediğini analiz edersiniz. Bir dereceye kadar hepimiz çevremizin ve tecrübemizin ürünleriyiz. Evlilik öncesi danışmanlık, sizden, büyürken gördüklerinize veya geçmişte yaşadıklarınıza dayanarak evlilik hakkında herhangi bir izlenim oluşturup oluşturmadığınızı anlamanızı isteyecektir. Evlenmeden önce geçmiş dinamiklerden ve ilişkilerden bahsetmek, bunları irdelemek ve anlamak, insanların daha bilinçli, sağlıklı seçimler yapmalarını ve daha sağlıklı şekillerde ilişki kurmalarını sağlar.

Evlilik öncesi danışmanlık, bir çifte evlendiklerinde ne gibi sorunlarla karşılaşabileceğini görme fırsatı sunar. Her iki tarafın da geçmişlerine bakmalarını, ilişkiye hangi dinamikleri getirebileceklerini ve nasıl başa çıkacaklarını, yaşamın yeni bir evresine girerken yaşayabilecekleri sorunlarla en iyi nasıl baş edebileceklerini düşünmelerini sağlar.

Sağlıklı bir ilişkiye sahip olmak aslında sandığınızdan daha kolaydır. Evliliğin iyi olması ve kötü olması tamamen çiftlerin uzlaşabilmeleri ile ilgilidir. Eşler genellikle şöyle düşünür “değişmesi gereken kişi eşim, ben değil”. “Haksız olan o, ben haklıyım.” Bu yanlış bir zihniyettir aslında. Bir insanı değiştirmek çok zordur, hatta imkânsızdır. Dolayısıyla evliliklerde de herkes kendini değiştirmekten sorumlu olmalıdır, eşinizi değiştirmeyi unutmalısınız. Evlilik karşılıklı etkileşimdir. Karşı taraf size karşı hoşlanmadığınız bir davranışta ya da söylemde bulunuyorsa, öncelikle bakmanız gereken sizin buna nasıl katkı sağladığınızdır. Bu yazıda amaç kocaların, karılarıyla iyi gitmeyen ilişkilerinde neler yapabileceklerine dair tavsiyelerde bulunmaktır.

Peki neler yapılabilir?

1-Dinleyin ve sorular sorun: Karınız size bir şey anlatıyorken, onu can kulağı ile dinleyin ve anlamaya çalışın. Sadece size neyi aktarmaya çalıştığına odaklanın. Bunun bir bilmece olduğunu düşünün ve cevapları da zaten anlatılanın içinde olacak. Eğer anlamadıysanız, sorular sorun, eşinizin bakış açısını anlamaya çalışın. Bunun için dinleyin ve sorgulayın. Çünkü genelde eşler birbirlerine söyledikleri şeyi evet duyarlar ama anlamazlar. Sadece tartışmanın üstesinden gelmeye çalışırlar. Unutmayın ki; kadınlar anlatmak, konuşmak isterler ve anlaşıldıklarını görmek isterler.

2-Ona hediye almak yerine, onunla anı biriktirmeye çalışın: Evet, çoğu kadın mücevherleri sever, ama aynı zamanda eşiyle birlikte anı biriktirmeyi de sever. Eşinize olan sevginizi bir yüzük veya kolye satın alarak anlatmak yerine, ikinizin birlikte keyif alabileceği bir etkinlik planlayarak ta anlatabilirsiniz. Mesela dans dersleri almak, birlikte yemek kurslarına gitmek, fotoğraf çekmek, birlikte eğlenebileceğiniz bir konsere gitmek gibi. Aslında etkinliğin ne olduğu değil, o şeyi birlikte yaptığınız gerçeği onu özel yapan şeydir. Birlikte bir şeyler yapmak satın alabileceğiniz herhangi maddi bir şeyden daha büyük bir bağ oluşturacaktır aranızda.

3-Onların rahatlaması için bir şeyler yapın: Bazen her şeyin etrafımızda dönmediğini unutuyoruz. Karınız bazen sizinle ilgisi olmayan bir şeylere üzülebilir, kendisini üzerindeki sorumluluklar yüzünden stresli hissedebilir, yorgun hissedebilir. Eğer onu yoran çocuklarsa, siz çocukları alıp bir yerlere götürebilir onları oyalayabilirsiniz ve eşiniz de bu sırada kendisine vakit ayırabilir. Eğer yorgunsa ona bir masaj satın alabilirsiniz veya siz yapabilirsiniz. Burada önemli olan şey onun ruhunu ve bedenini biraz rahatlatmasına olanak tanımaktır.

4-Konuşmadan önce düşünün:  Bazen herkes gibi sizde bir şeylere üzülebilir, stresli veya öfkeli olabilirsiniz. Bu eşinizle ilgili olabilir veya olmayabilir. Böyle durumlarda bazen eşimize söylemememiz gereken şeyleri söyleriz ve sonrasında çok geç kalmış oluruz. Söylenmesinin kötü olacağını bilirsiniz ama söylersiniz. Böyle durumlarda özellikle tartışmalarda, bir şey söylemek üzereyken, sadece derin nefes alın, kendinize “bunu söylemem duruma ne fayda sağlayacak” diye sorun. Kısacası düşün,konuş ve mutlu ol.

5- Harekete geçin: Bu en önemli adımdır. Yapılması gereken bir şeyler varsa bunları sana söylenmeden önce yap. Bulaşıkları yıkamak, çöpü atmak, duvara asılacak bir tabloyu asmak vb. şeyler. Yapılacak şeyleri ertelemeyin ve harekete geçin. Göreceksiniz ki birkaç hafta sonra eşiniz bunları gördükçe daha mutlu olacak, sizi takdir edecek, size teşekkür edecek. Ve takdirini göstermek için o da daha çok şeyler yapmaya başlayacak.

Bunların hepsini yapmak mutlu bir evliliğe giden adımlardır, bunları günlük yaşamınıza uygularsanız emin olun ki evliliğiniz doğru ve mutlu bir yöne gidecektir. Kendiniz ve ilişkiniz hakkında daha iyi hissetmeye başlayacaksınız. Daha iyi bir ilişki için eşinize ve kendinize taahhütte bulunmanız gerekir. Bunları birkaç gün yapmakla her şeyin düzeleceğini sanmayın, tabi ki istikrarlı bir şekilde devam etmek gerekir. Dinlemeyi, düşünmeyi ve harekete geçmeyi unutmayın.

 

Anne-oğul ilişkileri gerçekten de karışıktır. Sağlıklı ve sağlıksız yapıda anne-oğul ilişkileri vardır. Bebek doğduğunda annenin bakımına, annesinin onu beslemesine, ihtiyaçlarını karşılamasına ve en önemlisi de sevgisine muhtaçtır. Oğul büyürken bir yandan dünyayı öğrenir, bir yandan da bağımsızlığını tesis eder. Bunlar gerçekleşirken tabi ki annesinin sevgisine, ilgisine, desteğine, bakımına ihtiyaç duyar. Fakat bir annenin, oğlunun adına tüm kararları vermesi, ihtiyaç duysun duymasın her şeyini karşılaması, onun gelişimine uygun yaşam becerileri geliştirmesine izin vermemesi ve devamlı kontrol eden bir yapıda olması onun bağımsızlaşmasını önemli ölçüde zorlaştırır. Bu sağlıklı bir anne-oğul ilişkisi değildir. Bir çocuğun kararlarını verirken devamlı annesinden destek beklemesi de sağlıklı bir ilişki değildir.

Bu sağlıksız ilişkiler sadece anne-oğul üzerinde değil, çevrelerinde sahip oldukları diğer ilişkileri de bozar. Yetişkin bir oğulun iş ilişkilerini, özel ilişkilerini, sosyal ilişkilerini de olumsuz yönde etkiler. Eğer bir oğul evlendikten sonra da eşinden önce annesine öncelik veriyorsa, bu sağlıksız bir ilişkidir. Böyle bir durumda yetişkin oğul, annesine öncelik vermediği için, annesinin beklentilerine karşılık vermediği için suçluluk, pişmanlık ve vicdan azabı vs. hissedebilir. Böyle bir sağlıksız anne-oğul ilişkisi, yetişkin oğulun evlilik ilişkisini de bozar.

Bazı anneler vardır ki aşırı korumacıdırlar. Oğullarını bırakmakta zorlanırlar. Oğullarının kendi hayatlarını kontrol etmelerine izin vermezler. Kendi sorumluluklarını üstlenmelerine engel olurlar. Oğulları evlendiklerinde gelinlerinin, oğullarına nasıl baktıkları konusunda merakta olurlar ve müdahalede bulunurlar.

Anne-oğul ilişkilerinin büyük bir kısmı oğlu daha bebek iken ve büyürken onunla kurduğu ilişkilerden ve sonrasında yaşanmış bir takım durumlardan kaynaklanır. Eğer annenin, kendi eşiyle sağlıklı bir ilişkisi yoksa, eşinden yeteri derecede duygusal olarak destek alamıyorsa veya eşi ölmüş ise o zaman bir erkek olarak en yakınında olan oğluna dönmesi kendisine doğal gelebilir. Örneğin, belki çocuğun babası küçükken annesinden ayrıldı ve erkek çocuk annesinin sahip olduğu tek şeydi. Ya da belki babası öldü ve o da her zaman annesi için üzüldü ve babasının orada olmamasını telafi etmeye çalıştı. Belki babası annesine çok kötü davranıyordu ve kendisi de bu boşluğu alması gerektiğini düşündü. Tabi ki anne de oğlunun tüm bu rolleri almasına izin verdi.

Bazen şöyle bir şeye de rastlanabilir, anne kendi çocukluğunda almış olduğu duygusal yaraları çocukları ile sarmaya çalışır. Eğer ilgisiz ve sevgisiz büyümüş ise bu ihtiyaçlarını patolojik bir şekilde çocukları üzerinden karşılamaya çalışır. Bu da çocuklarına karşı bağımlı bir ilişki geliştirmesini sağlar.

Anne-oğul arasındaki bu sağlıksız ilişki türü oğlunun evliliğinde problemler yaşamasına sebebiyet verir. Yetişkin oğulun eşi, her zaman kendisini kayınvalidesi ile rekabet etmek zorunda hissedebilir. Kayınvalide bu sağlıksız ilişki dolayısıyla, gelinini kendisine rakip olarak görebilir, oğlu elinden alınmış gibi hissedebilir. Tüm bunlarda yetişkin oğulun eşiyle ilişkisini etkiler ve mutsuz bir evliliğe sebebiyet verir.

Genelde erkekler, bir sevgili bulduklarında veya evlendiklerinde anneleri ile nasıl bir ilişki kuracaklarını bilmiyorlar ve çoğu zaman anne-oğul ilişkisi, bazı durumlarda boşanma noktasına kadar evlilik üzerinde büyük bir etkiye sahip oluyor.

Sağlıksız anne-oğul ilişkisine örnekler;

  • Sağlıksız ilişki: Oğlum her zaman beni görmekle yükümlüdür ve beni tüm planlarının önüne koymalıdır.
  • Sağlıklı ilişki: Oğul annesini görmek istiyorsa eğer planları içine alır ve annesi ile uygun bir zaman için randevulaşır.
  • Sağlıksız ilişki: Erkek çocuk, annesini hayal kırıklığına uğratır ve istediği şeyi yapmazsa annesinin kendisine kızacağından veya onunla konuşmayacağından korkar.
  • Sağlıklı ilişki: annesini üzeceğini bildiği bir şeyi söylemek zorunda kalsa bile bunu söylemekte açık olmalıdır. Çünkü annesinin bunun üstesinden gelebilecek bir yapıda olduğunu bilir.

Evliliklerde, sağlıksız anne-oğul ilişkilerinden kaynaklanan problemler çözülebilir. Yapılması gerekenler;

1- Bir sorun olduğunu kabul etmek ve hem bireysel hem de çift olarak bir psikoterapistle görüşerek bu sorunların üstesinden gelme konusunda yardım almaktır.

2- Sınırları belirlemek ve ilk başta küçük küçük adımlar atarak bu sınır ihlalini ortadan kaldırmaya çalışmak gerekir.

Tabi ki bir anne oğulun sağlıklı bir şekilde yakın bir ilişkisinin olması kötü değildir. Aksine annesiyle yakın ilişkileri olan, iyi bir iletişimi olan erkek evlatlar, duygularını daha iyi ifade etmeyi ve anlamayı öğrenirler. Fakat geçilmemesi gereken bir çizgi vardır buna dikkat edilmelidir. Bizim burada bahsettiğimiz ilişki bağlı değil, bağımlı bir ilişkinin sağlıksız olduğudur.

Annelere birkaç tavsiye;

  • Oğullarınızın tercihlerine ve sınırlarına saygı duyarak, onları sevmek ve hayatlarına dahil olmak, onlar büyüdüklerinde de sağlıklı ve yakın bir ilişki kurmanıza yardımcı olur.
  • Güçlü ve de hassas bir oğul yetiştirmek için onu boğmadan, onun sınırlarını ihlal etmeden ona yakın durun.
Vajinismusu genel olarak, hiçbir fiziksel engel olmamasına rağmen kadının korku, kaygı ve endişelerinden dolayı cinsel ilişkiye izin vermemesi olarak tanımlıyoruz.

Vajinismusta başta vajina etrafındaki kaslarla birlikte tüm vücutta kasılma, endişe, korku, tiksinme ve panik hali olur; hasta bacaklarını açılmasını engelleyecek şekilde sıkıca kapatır ve elleriyle eşini iterek cinsel ilişkiye izin vermez. Cinsel ilişkinin acılı ve ağrılı olacağını düşünerek kendini savunma ve koruma çabası içerisine girer. İşte buna vajinismus denir. Bu tanının konulabilmesi için, bozukluğun sürekli veya yineleyici bir biçimde görülmesi gerekir.

2 cm’ lik düz kaslardan oluşan vajina girişi, hastanın yanlış algısına göre, kasılmalardan dolayı daralmakta, sertleşmekte ve birleşmeyi hemen hemen imkansız hale getirmektedir. Bazı kadınlar vajinalarının penisin giremeyeceği kadar dar olduğunu, hatta böyle bir deliğin olmadığını dahi düşünürler. Fakat vajina esneyebilen, genişleyebilen ve uzayabilen bir organdır. Vajina ilişki sırasında erkeğin penisinin büyüklüğü veya küçüklüğüne göre kendini hazırlayabilmektedir.

Vajinismusun en temel belirtisi; o an geldiğinde kişinin panik atak benzeri bir durum yaşamasıdır, kişi kendini kasar, eşini iter, endişe, kaygı ve korku duyar, ağlama krizlerine girebilir.

Vajinismusun türü kadından kadına değişiklik gösterebilir. Geçmişte herhangi bir travma yoksa, parmak ile vajina girişi ve içi kontrol edilebiliyorsa , sadece cinsel ilişki sırasında eşi itme ve kasılma oluyorsa bu durum “basit vajinismus” olarak adlandırılır ve tedavisi daha kolaydır. Bazılarında ise geçmişte yaşanmış cinsel bir travma vardır ve derinlere bastırılmıştır, bu durum “ağır vajinismus” olarak adlandırılır, tedavisi çok zordur fakat mümkündür. Bazı kadınlar ise; partneri ile olan diğer problemleri nedeniyle istemli olarak ağrı, acı ve kanama olacağından korkarak cinsel ilişkiye müsaade etmezler buna da “durumsal vajinismus” denir.

Vajinismusun nedenleri şöyle sıralanabilir; geçmişte yaşanmış bir cinsel taciz, hamilelik korkusu, daha öncesinde acılı ve ağrılı bir birleşme yaşanmış olması, yüksek kaygı, yetersiz cinsel eğitim, cinsellik hakkındaki yanlış bilgiler, ev yaşantısında katı ve dengesiz dini öğretilerin olması, evde şiddet yaşantısı, aileye ilişkin korkular, bağlanma korkusu, taciz eden bir partnerin olması, güven eksikliği vb. nedenleri vardır. Vajinismusun en sık görülen nedenleri arasında en önemlisi psikolojik kaygılardır. Küçüklükten beri öğretilmiş olan” cinsellik kötüdür” “ayıp, günah,yasak” kavramları,”kızlık zarı çok değerli ve korunması gereken bir şeydir” düşünceleri bu problemin çıkmasında önemli rol oynamaktadır.

Günümüzde binlerce kadının ortak sorunu olan vajinismus, kadınlarımızda utanma, hayal kırıklığı, duygusal tatminde azalma, kendinden nefret etme, suçluluk vs. olumsuz duygulara neden olmaktadır. Bunun yanı sıra yıllarca evli olup bu rahatsızlığı yaşayan ve bu durumdan dolayı boşanan çiftlerin sayısı azımsanamayacak kadar da fazladır. Vajinismus tedavisinde en önemli olan şeylerden birisi de çiftlerin birbirine destek olmaları, tedavi sürecinde birlikte hareket etmeleridir.

Son olarak şunu söyleyebiliriz ki, vajinismusun nedenleri tamamiyle psikolojiktir ve tedavi edilebilir. Önemli olan tedaviyi istemek ve bu konuda eğitim almış cinsel terapistlere utanmadan, sıkılmadan başvurmaktır. Daha detaylı bilgi için sorularınızı bekliyoruz…

Duygusal taciz birilerinin sizi aşağılaması, suçlaması şeklinde gerçekleşen tacizlerdir. Evliliklerde daha flört dönemindeyken her şey yolunda gidiyor gibi görülebilir, aslında çiftler arasında bu tür diyaloglar açık veya örtük bir şekilde bu dönemde de yaşanıyordur. İlişkilerde bir zaman geçtikten sonra veya evlendikten sonra sorun daha ciddi bir şekilde baş gösterir ve taraflardan biri kurban olur. Çoğu zaman duygusal taciz yaşayan kişi bu durumu fark etmeyebilir bile. Duygusal tacizi her iki tarafta birbirine uygulayabilir, fakat toplumumuzun dayattığı roller sayesinde duyulan, bilinen erkek tarafından kadına uygulandığı yönündedir. Duygusal taciz, eşini aşağılamak, toplum içinde küçük düşürücü davranışlarda bulunmak, eşinin özel hayatına saygı duymamak, sözlü saldırılarda bulunmak şeklinde gerçekleşebilir. Tüm bunlar zaten evliliğin olmazsa olmazları olan sevgi, saygı ve güven unsurlarını zedeleyici ve yıkıcı davranışlardır. Önce duygusal tacize uğrayan kişide ağır hasarlar oluşacak, sonrasında evlilikte hasarlar meydana gelecektir.

Evlilik ilişkisinde duygusal taciz yaşandığında bu durumu nedenleri ve sonuçları açısından ayrıntılı olarak incelemeye ihtiyaç vardır. Çiftlerin kişilik özelliklerine ve patolojilerine, çiftlerin birbirleri ile olan etkileşimlerine ve nesiller arası aktarımlarına yani orijinal ailelerinden getirdiklerine bakılmalıdır. Duygusal tacizde bulunan kişiye bakıldığında, genelde burada çocuklukta alınan yaralar önemlidir. Bu tür kişiler genellikle kendilerini zayıf, güçsüz, değersiz ve aşağılanmış hissederler. Kendilerini böyle hissetmeleri, onları yetiştiren ebeveynlerinin tutumları ile alakalıdır. Daha çok narsisistik kişilik yapılanmasının olduğu kişilerde bu tür davranışlar görülmektedir. Kendilerinde var olan değersizlik ve zayıflık hissinden dolayı, karşı tarafı aşağılarlar, rencide ederler, kendilerinin yüceliklerine inandıkları için kendilerine saygı gösterilmesini isterler, her şeyde kendilerini hak sahibi görürler, karşılarında ki kişiye bir eşyaları, bir parçalarıymış gibi davranarak, o kişiye kendilerini kötü hissettirirler. Böylece karşı tarafı değersiz yaparak, karşı tarafı ezerek kendilerini güçlü ve değerli yapmış olurlar. Bu kendi patolojileriyle alakalı bir durumdur, bu yüzden yaptıklarıyla alakalı bir farkındalığa sahip olamayabilirler, bir uzmandan psikolojik yardım almaları şarttır. Bunun yanı sıra duygusal tacizde bulunan kişilerin büyüdükleri ailede anne-babanın birbirine olan davranışlarının, evlilik ilişkilerindeki davranış kalıplarının da nasıl olduğu önemlidir  ve  çocukluktan itibaren kişiyi etkileyen bir durumdur. Yani model alma vardır. Başka bir ilişki türü görmemiştir çünkü, aşağılayan bir baba ve boyun eğen bir anne modeli olabilir. Bunun yanı sıra evlilik ilişkilerinde çiftlerin nasıl bir etkileşimi ve iletişimlerinin olduğu da önemli bir konudur. Buralarda ayrıntılı incelemelere gerek vardır.

Bu durumda tacize uğrayan tarafın, uğradığı taciz karşısında sınırlarını net olarak koyabilmesi, rahatsızlıklarını, isteklerini ve duygularını net olarak ifade edebilmesi önemlidir. Yakın çevresini bu durumdan haberdar etmeli ve desteklerini istemelidir. Tüm bunların yanı sıra tacize maruz kalan kişinin almış olduğu yaralarını tamir etmesi, duygularını boşaltması ve kendisi ile ilgili farkındalıklara sahip olması açısından bir uzmandan yardım alması gerekir.

Erken çocukluk döneminden kaynaklanan şartlanmalarımız, almış olduğumuz yaralar ve hayat hakkındaki yanlış anlamalarımız, ilişkilerimizi etkilemektedir. Peki bu nasıl olmaktadır? Ve kendimizi iyileştirmek için neler yapmak zorundayız?

İlişkilerde yaşadığımız olaylar, bilinçli ve bilinçsiz olarak kendi içimizdekilerin dışa yansımasıdır. İlişkilerimiz yoluyla, geçmişimizi iyileştirmeye kişisel olgunluk seviyemize ulaşmaya çalışırız.

İki insan karşılaştığında, eğer aralarında ortak tek bir yön bile varsa, bu iki kişi arasında köprüler oluşur. Ve bu durum çekim veya kimya uyuşması olarak adlandırılır. Bu köprü hem yakın ilişkilerde hem de yakın olmayan ilişkilerde ortaya çıkar. İki insan arasında ortak bir şey söz konusu değilse bu insanlar birbirlerini önemsemezler, aralarında çekim oluşmaz. Ama eğer bir insan hayatınızda belirirse, ikinizin en azından bir ortak yönü olduğu kesindir.

İnsanlar kendilerini, başkalarının onlara tuttuğu aynalardaki yansımaları ile tanırlar. Bu nasıl bir şeydir? Bazen karşımızdakinde farkına varıpda tepki verdiğimiz bir takım özellikler vardır. Bu özellikler genellikle bilincinde olmadığımız, ama kendimizde var olan veya var olma potansiyeli olan özelliklerdir. Başkasında var olan sevdiğimiz veya sevmediğimiz bu özellikler, bize kendi psikolojik maskemiz hakkında bilgi verebilir. Bizler kişiliğimizin devam ettirmek istediğimiz yönlerini seçer, istemediğimiz yönlerini eleriz. Kendimizde kabul edemediğimiz yönlerimizi ise başkalarına yansıtırız. Bu istemediğimiz yönleri, bazı duyguları, bazı davranışları veya inançları içimizde barındırmak bize çok acı verdiğinde kendimizi bu acılardan korumak içim yansıtma adlı savunma mekanizmasını kullanırız. Ve yansıtmayı kullanmak için yakın ilişkiler çok uygun bir zemindir. Bizler içimizde bize acı veren bu özellikleri inkâr etmekten vazgeçtiğimiz, bilinçaltımızdaki özelliklerimizi kabul ettiğimiz zaman gelişmeye başlar ve daha olgun, sevgi dolu ilişkiler yaşamaya başlarız.

Yargıladığımız, eleştirdiğimiz özellikleri bir başkasında görmek bunları kendimizde görmekten daha kolaydır, bunları kendimizde fark etmemiz ise çok zordur. Kendimizde var olan ve yüzleşmeyi reddettiğimiz özellikleri eşlerimiz bize geri yansıtırlar.

Biriyle birlikte yaşamaya başladığımız zaman, bize acı veren olaylar, ebeveynlerimizle olan ilişkilerimiz, onların ihmalkârlıkları veya işgalleri, çocukken ebeveynlerimiz ile baş etmek için geliştirdiğimiz duygu ve davranış kalıpları su yüzüne çıkar ve ilişkimize yansır. Geçmişimizi bu şekilde iyileştirmeye çalışırız.

Şu andaki davranışlarımızın çoğu geçmişte yaşadıklarımızla ilgilidir. Geçmişte takılı kalıp, bugünü yaşamadığımız için bizler hasta oluruz. Geçmişte takılı kalıp da, çocukluk yaralarımızla hareket edersek eğer, hayatımızdaki insanlar bize olumsuz tepkiler verecektir. Büyüyüp gelişirken, içimizdeki çocukluk yaralarını fark etmeye çalışmak, hayata daha bilinçli bakmaya çalışmak, daha sağlıklı ve olgun ilişkiler kurmamızı sağlayacaktır.

Peki nedir bu çocukluk yaraları? Terk edilmek, reddedilmek, sevilmemek, ilgisizlik, ihmal edilme, beğenilmeme, kıyaslanma vs. tüm bunlar bilinçli dünyamızda veya bilinçdışımızda tamir edilmediği sürece saklı kalacaklardır ve bu yaralar farkında olmadan ikili ilişkilerimize taşınacaklar ve etkili olacaklardır. Bunları fark etmek ve yüzleşmek, daha olgun ilişkiler kurabilmek, daha kaliteli bir hayat geçirebilmek adına çok önem taşımaktadır.

Ruhsal gelişimimiz ve içsel iyileşmemiz adına önemli olan diğer bir önemli nokta da bireyin kendisine değer vermesidir, kendisini sevmesidir. Eğer biz kendimizi sevip, beslemezsek bir başkasının bizim isteklerimizi gerçekleştireceği umuduyla yaşayan, muhtaç bir insan oluruz.

İyi ilişkiler kurabilmemiz için ise kendimizi çok iyi tanımamız, kendimizi her yönümüzle kabul etmemiz ve sevmemiz gerekir. Kendimizi sevmemiz demek, olumlu ve olumsuz yönlerimizle kendimizi kabul etmemiz demektir. Kişiler kendi içlerinde ne kadar bütünlük seviyesine ulaşmışlarsa ilişkilerine o kadar katkıda bulunurlar. Ruhsal açıdan parçalanmış eşlerin birlikteliği tam bir ilişki oluşturmaz. Eğer içimizdeki bütünlüğü oluşturabilirsek, ilişki için de gerekli potansiyeli oluşturmuş oluruz. Bu yüzden kendi güvensizliklerimizi iyileştirmeli, eksikliklerimizden eşimizi sorumlu tutmamalıyız.

İlişkide olduğumuz kişi bizim eksiklik ve ihtiyaçlarımızı karşıladığında kendimizi güvende hissederiz. Fakat karşılamadığında eksik yanlarımızla yüzleşmek ve bunlarla baş etmek zorunda kalırız. Tüm bunlarla baş etmek zorunda kaldığımızda, kendimizi iyileştirmek için bir uzmandan yardım almak çok doğru bir davranış olacaktır.

Çünkü çocuklukta bitirilemeyen bu takılı kaldığımız ve bugüne taşıdığımız bu işler, yetişkin ilişkilerimizde devamlı ortaya çıkacaktır. Ve bizler kendimizin ve eşlerimizin bazı durumlarda neden çeşitli şekilde davrandıklarını anlamlandıramayacağız. Bir ilişkimiz bitip te diğeri başladığında, bu kısır döngünün devam etmesi kaçınılmaz olacaktır.

Çocukluğunuzu ve özellikle de ebeveynlerinizle olan ilişkilerinizi incelemeniz, şu anki aşk ilişkileriniz konusunda size ipuçları verecektir. Eğer şu an içinde bulunduğunuz ilişkiden mutlu değilseniz, yaşamınızın ilk yıllarına bakmanız yararlı olacaktır. Burada sizi yetiştiren kişiler çok fazla etkilidir. Çünkü insanlar kendi haklarındaki ve kurduğu ilişkiler hakkındaki düşüncelerinin çoğunu kendilerini yetiştiren kişilerden öğrenirler. Değerlilik duygusu da erken dönemde ebeveynlerini tutumları ile belirlenir. Bundan dolayıdır ki, ikili ilişkilerinizde eşinize, sevgilinize karşı oluşan tepkileriniz, çocukluğunuzdan kaynaklanan çözülmemiş anlaşmazlıklar ve davranış kalıplarına bağlıdır. Mesela; ailenizden alamadığınız sevgi, onay ve ilgiyi eşinizden almak için belli “davranışlar” gösteriyor olabilirsiniz.

Tutkulu bir aşk hissetmiyor ve “aşık” olmadığınızı düşünüyor olabilirsiniz, bu doğru bir eşle olmadığınız anlamına gelmez. Mesela; ilk başlarda seçilen eşin ruh ikizi olduğu düşünülürken, sonrasında ne oluyor da bunun doğru olmadığı düşünülebiliyor.

Kişinin kendi içerisindeki boşluk duygusu, çocuklukta çözülemeyen ve bugüne taşınan yaralar bu tür hislere sebebiyet veriyor olabilir. Mutlu olmanız için eşinizin, sevgilinizin devamlı üzerinize titremesine gerek yoktur. Gerçek mutluluk ve tatmin kendi içinizdeki gücü arttırmanıza bağlıdır. Olgun ilişkiler ve aşklar ancak bu şekilde yaşanabilir.

Fakat geçmişten kaynaklanan bu yaraları iyileştirmek ve kendi bütünlüğümüzü sağlamakta zaman alacak ve çaba gerektirecek bir durumdur. Eğer hayatınızın geri kalanını mutlu ve kaliteli bir şekilde geçirmek istiyorsanız önce kendinizi tanımanız ve ihtiyaçlarınızı nasıl karşılayacağınızı anlamanız gerekir. Yani “ben kimim?” ve “neye ihtiyacım var?” sorularının cevabını verebilmelisiniz.

 

Kaynak:  Susanne E. Harrill, Külkedisi Terapide, Kuraldışı Yayıncılık,2006