Tag Archive : travma

Vajinismusu genel olarak, hiçbir fiziksel engel olmamasına rağmen kadının korku, kaygı ve endişelerinden dolayı cinsel ilişkiye izin vermemesi olarak tanımlıyoruz. Vajinismusta başta vajina etrafındaki kaslarla birlikte tüm vücutta kasılma, endişe, korku, tiksinme ve panik hali olur; hasta bacaklarını açılmasını engelleyecek şekilde sıkıca kapatır ve elleriyle eşini iterek cinsel ilişkiye izin vermez.

Vajinismus erken çocukluk döneminde ve yetişkinlikte yaşanmış travmalar, cinsel istismar, taciz veya tecavüz gibi olaylar sonucu gelişebileceği gibi, kişinin cinsellikle ilgili yanlış ve olumsuz inançlarından kaynaklanabilir. Hamilelik korkusu, daha öncesinde acılı ve ağrılı bir birleşme yaşanmış olması, yetersiz cinsel eğitim, ev yaşantısında katı ve dengesiz dini öğretilerin olması, evde şiddet yaşantısı, aileye ilişkin korkular, bağlanma korkusu, taciz eden bir partnerin olması, güven eksikliği vb. nedenleri vardır.

Vajinismusun tedavisinde herhangi bir ilaç kullanımına gerek yoktur. Bunun yanı sıra tıbbi bir müdahaleye de gerek yoktur. Vajinismus konunun uzmanı bir cinsel terapist ile birlikte uygun psikoterapi yöntemleri kullanılarak ortadan kaldırılabilir.

Bir psikoterapi yöntemi olan EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) travma sonrası ortaya çıkan stres bozukluğunun ve bir çok ruhsal bozukluğun giderilmesinde etkili olan bir terapi yöntemdir. Cinsel terapistler, cinsel işlev bozukluklarını başarılı bir şekilde tedavi etmek için farklı teknikler kullanırlar. EMDR ‘de vajinismusun tedavisinde kullanılan etkili ve kısa süreli bir terapi yöntemidir. EMDR nedir? http://www.sezensalihoglu.com/calisma-alanlarim/emdr-nedir/

Çocukluk çağında cinsel travmaya maruz kalmış erişkin kadınlarda EMDR terapisinin travmaya bağlı semptomlarda azalma veya iyileşme sağladığı bildirilmiştir. (Edmond ve ark.1999, Edmond ve Rubin 2004).

EMDR ile vajinismusa sebebiyet veren olumsuz cinsel deneyimler veya travmalar, mevcut işleyiş içindeki tetikleyiciler, uyaranlar ve durumlar hedeflenerek, beklenti ve korkular ele alınır ve gelecekte pozitif bir cinsel yaşantı için çalışılır. Beynin belirli bir bölümünde asılı kalan travmatik yaşantılar EMDR ile duyarsızlaştırılarak, olumsuz etkileri yok edilir. Örneğin, mastürbasyon yaparken yakalanan ve azarlanan bir kız, yetişkin yaşamında çok büyük bir utanç duygusu yaşayabilir. Küçük bir “t”(travma) olarak değerlendirilebilecek bu içsel utanç, daha sonra yetişkinlikte kişinin cinsel işlevini etkileyebilir.  EMDR, istemsiz yanıtı duyarsızlaştırmak ve çocukluk çağı travmasına ilişkin olumsuz bilişi yeniden işlemesine yardımcı olmak için kullanılabilir. Negatif biliş yeniden işlendikten sonra, pozitif biliş kurulabilir. Vajinismusun oluşmasına sebep her ne olursa olsun EMDR ile çalışılması ve ortadan kaldırılması mümkündür.

Yapılan araştırmalarda belirtildiği gibi EMDR terapi yöntemi ile vajinismusun 3 seans gibi kısa bir sürede çözümlendiği söylenebilir. EMDR ile vajinismusun ortaya çıkmasına sebebiyet veren travmatik yaşantılar ve olumsuz inançlar çalışıldığında vajinismusta otomatik olarak ortadan kalkmaktadır.

Boşanan Ebeveynlere Öneriler

Çocuklar için boşanma özellikle üzücü, stresli ve kafa karıştırıcı bir durumdur. Boşanma, hangi yaşta olursa olsun, bir erkek veya kız çocuğunun hayatında büyük bir değişikliğe sebep olur. Çocuklar anne ve babalarının boşanma kararlarıyla karşı karşıya kaldıklarında kendilerini  belirsizlik içinde, öfkeli, suçlu hissedebilirler. Ebeveynler arasındaki aşk kaybına tanık olmak, ebeveynlerin evlilik taahhütlerini çiğnediklerini görmek, iki farklı ev arasında gidip gelmek ve bir ebeveynle yaşarken diğer ebeveynin günlük yokluğuna alışmaya çalışmak, baş etmeleri gereken zorlu bir durum yaratır. Ayrılmış ebeveynlerin çocuklarının (hepsinin olmasa da bir kısmının), çocukluklarını ve yetişkinlik hayatlarını etkileyebilecekleri uzun vadeli sorunları oluşabilir. Ancak, ayrılan ebeveynlerin çocuklarının karşılaştığı sorunların çoğunu, ayrılığın kendisi değil, ayrılan eşlerin aralarındaki anlaşmazlıklar oluşturmaktadır. Bir çocuğun ailesinin dağılmasına üzülmesi normal olsa da, bir ebeveyn olarak boşanma sürecini ve sonrasını çocuklarınız için daha az acı verici hale getirmek için yapabileceğiniz çok şey vardır.

Çocuğuma boşanma hakkında ne kadar bilgi vermeliyim?

Özellikle ayrılmanızın veya boşanmanızın başlangıcında, çocuklarınıza ne kadarını söyleyeceğinizi seçmeniz gerekir. Bazı bilgilerin onları nasıl etkileyeceği hakkında dikkatlice düşünün.

Çocuğun yaşına duyarlı olun. Genel olarak, daha küçük çocuklar daha az ayrıntıya ihtiyaç duyar ve basit bir açıklama ile daha iyi hale gelirken, daha büyük çocuklar daha fazla bilgiye ihtiyaç duyabilir.

Lojistik bilgileri paylaşın. Çocuklara yaşam düzenlemelerindeki, okuldaki  veya aktivitelerindeki değişikliklerden bahsedin, ancak bunları ayrıntılarla boğmayın.

Gerçekleri söyleyin. Çocuğunuza verdiğiniz bilgilerin ne kadar çok ya da ne kadar az olduğu önemli değil, her şeyden önce doğru olması gerektiğinin önemli olduğunu unutmayın.

Boşanma sonrası çocuklarınız ve kendiniz için profesyonel yardım alın. Bazı çocuklar anne-babasının boşanmasını daha kolay atlatır, bazıları ise çok zor zamanlar geçirir. Çocukların bir dizi zor duygu hissetmesi normaldir. Fakat zaman geçmesine rağmen çocuğunuz toparlanamıyor ve gittikçe daha da zorlanıyorsa çocuğunuzun profesyonel yardım almasını sağlamanız faydalı olacaktır.

Ayrılan ebeveynler çocuklarına nasıl yardım edebilirler?

Çocuğunuzun hala kendisini seven iki ebeveyni olduğunu bilmesini sağlayın.

Çocuğunuzu yetişkin endişelerinden ve sorumluluklarından koruyun.

Olup biten şeylerde sorumluluğun çocuklara değil, ebeveynlere ait olduğunu açıkça belirtin.

Çocuklarınıza karşı açık olun ve konuşun. Çocuğunuzun sadece neler olup bittiğini bilmesi gerekmez aynı zamanda soru sormanın uygun olduğunu hissetmesi de gerekir.

Çocuğunuzun kendisini güvende hissetmesini sağlayın. Her iki ebeveyni tarafından bakılacağından emin olması gerekir.

Çocuğunuzla geçirmek için bol bol zaman ayırın.

Çocuğunuzu görmek için yapılacak düzenlemeler konusunda güvenilir olun.

Arkadaş ve akrabalarını görmesi gibi, her zamanki etkinliklere ve rutinlerine devam etmesini sağlayın.

Çocuğunuzun hayatında mümkün olduğunca az değişiklik yapın. Bu, çocuğunuzun, zorluklara rağmen, sevdiklerinin hala onları önemsediğini ve hayatın makul derecede normal olabileceğini hissetmesine yardımcı olacaktır.

Yapmamanız gerekenler

Çocuğunuzu asla aranızdaki çatışmaya çekmeyin.

Çocuğunuzdan taraf tutmasını istemeyin: “Kiminle yaşamak istersin tatlım?”

Çocuğunuza diğer ebeveynin ne yaptığını sormayın.

Eski eşinize geri dönmek için çocuğunuzu ‘silah olarak’ kullanmayın

Eski eşinizi çocuğunuza karşı eleştirmeyin, suçlamayın.

Çocuğunuzun eski eşinizin rolünü üstlenmesini beklemeyin.

Eğer çocuğunuzun boşanmanın etkileri ile baş etmesine yardım etmekte zorlanıyorsanız, dışarıdan yardım isteyebilirsiniz. Bu süreç duyarlı bir şekilde yönetilirse, çocuk yeni durumuna daha iyi adapte olabilir ve uzun vadede zorluk çekmez.

Anne- babalar boşanma sırasında ve sonrasında çocuklarınızın sizden istedikleri var…

Hayatımda yer almak için ikinize de ihtiyacım var. Lütfen beni arayın, e-posta gönderin, mesaj yazın ve bana birçok soru sorun. Sen karışmadığın zaman, önemli olmadığımı ve beni gerçekten sevmediğini hissediyorum.

Lütfen kavga etmeyi bırakın ve birbirinizle iyi geçinmek için çok çabalayın. Benimle ilgili konularda anlaşmaya çalışın. Benim hakkımda kavga ettiğinizde, yanlış bir şey yaptığımı ve suçlu olduğumu düşünüyorum.

İkinizi de sevmek ve her birinizle geçirdiğim zamanın tadını çıkarmak istiyorum. Lütfen beni ve her birinizle geçirdiğim zamanı destekleyin. Kıskanç davranır veya üzülürseniz, taraf tutmam ve bir ebeveyni diğerinden daha çok sevmem gerektiğini hissediyorum.

Lütfen doğrudan birbirinizle iletişim kurun, böylece aranızda mesaj getirip götürmek zorunda kalmam. Bu durum beni fazlasıyla yorar ve yıpratır.

Birbiriniz hakkında lütfen sadece nazik şeyler söyleyin veya hiçbir şey söylemeyin. Diğer ebeveynim hakkında bir şeyler söylediğin zaman, benden senin tarafını tutmamı beklediğini hissediyorum.

Lütfen ikinizin de hayatımda olmasını istediğimi hatırlayın. Anneme ve babama beni büyüteceklerine, bana neyin önemli olduğunu öğreteceklerine ve sorunlarım olduğunda bana yardım edebileceklerine dair güvenmek istiyorum.

Her ne kadar çocuklar için güçlü duygular zor olsa da, aşağıdaki tepkiler boşanma sonrası çocuklar için normaldir;

Çocuklarınızın boşanmanızdan dolayı size karşı öfkeli ve kızgın olması ve bu duygularını dile getirmesi gayet normaldir.

Çocukların yaşamlarında büyük değişikliklerle karşılaştıklarında endişeli olmaları doğaldır.

Ailenin yeni durumuna ilişkin çocuğun üzüntü duyması normaldir ve üzüntü, umutsuzluk ve çaresizlik duygusuyla birleştiğinde, hafif bir depresyon şekli olabilir.

Çocuğunuzun ayrılık veya boşanma ile ilgili sorunlarla baş edebilmesi biraz zaman alacaktır, ancak zamanla kademeli olarak gelişme göstermesi gerekir.

Boşandıktan sonraki birkaç ay sonra işler daha da kötüye giderse, çocuğunuzun depresyon, endişe veya öfke içinde sıkışıp kaldığını görmeniz ek bir desteğe ihtiyacı olduğunun bir işareti olabilir. Çocuklarda boşanmaya bağlı olarak ortaya çıkan depresyon veya kaygı ile ilgili bu uyarı işaretlerine dikkat edin:

Aşırı uyuma veya uykusuzluk şeklinde uyku problemleri yaşaması.

Konsantrasyon bozukluğu yaşamaya başlaması.

Okulda sorun yaşamaya başlaması.

Uyuşturucu veya alkol bağımlılığı

Kendini yaralama, kesme veya yeme bozuklukları göstermesi.

Sık sık kızgınsa ya da şiddetli patlamaları oluyorsa.

Sevdiği kişiler ile görüşmüyor ise.

Daha önceden yaptığı ve sevdiği faaliyetlere ilgisizlik varsa.

Bu veya boşanma ile ilgili diğer uyarı işaretlerini çocuğunuzda görüyorsanız, çocuğunuzun öğretmenleri ile görüşün veya belirli sorunlarla başa çıkabilmek için bir uzmandan yardım alın.

 

Vajinismusu genel olarak, hiçbir fiziksel engel olmamasına rağmen kadının korku, kaygı ve endişelerinden dolayı cinsel ilişkiye izin vermemesi olarak tanımlıyoruz.

Vajinismusta başta vajina etrafındaki kaslarla birlikte tüm vücutta kasılma, endişe, korku, tiksinme ve panik hali olur; hasta bacaklarını açılmasını engelleyecek şekilde sıkıca kapatır ve elleriyle eşini iterek cinsel ilişkiye izin vermez. Cinsel ilişkinin acılı ve ağrılı olacağını düşünerek kendini savunma ve koruma çabası içerisine girer. İşte buna vajinismus denir. Bu tanının konulabilmesi için, bozukluğun sürekli veya yineleyici bir biçimde görülmesi gerekir.

2 cm’ lik düz kaslardan oluşan vajina girişi, hastanın yanlış algısına göre, kasılmalardan dolayı daralmakta, sertleşmekte ve birleşmeyi hemen hemen imkansız hale getirmektedir. Bazı kadınlar vajinalarının penisin giremeyeceği kadar dar olduğunu, hatta böyle bir deliğin olmadığını dahi düşünürler. Fakat vajina esneyebilen, genişleyebilen ve uzayabilen bir organdır. Vajina ilişki sırasında erkeğin penisinin büyüklüğü veya küçüklüğüne göre kendini hazırlayabilmektedir.

Vajinismusun en temel belirtisi; o an geldiğinde kişinin panik atak benzeri bir durum yaşamasıdır, kişi kendini kasar, eşini iter, endişe, kaygı ve korku duyar, ağlama krizlerine girebilir.

Vajinismusun türü kadından kadına değişiklik gösterebilir. Geçmişte herhangi bir travma yoksa, parmak ile vajina girişi ve içi kontrol edilebiliyorsa , sadece cinsel ilişki sırasında eşi itme ve kasılma oluyorsa bu durum “basit vajinismus” olarak adlandırılır ve tedavisi daha kolaydır. Bazılarında ise geçmişte yaşanmış cinsel bir travma vardır ve derinlere bastırılmıştır, bu durum “ağır vajinismus” olarak adlandırılır, tedavisi çok zordur fakat mümkündür. Bazı kadınlar ise; partneri ile olan diğer problemleri nedeniyle istemli olarak ağrı, acı ve kanama olacağından korkarak cinsel ilişkiye müsaade etmezler buna da “durumsal vajinismus” denir.

Vajinismusun nedenleri şöyle sıralanabilir; geçmişte yaşanmış bir cinsel taciz, hamilelik korkusu, daha öncesinde acılı ve ağrılı bir birleşme yaşanmış olması, yüksek kaygı, yetersiz cinsel eğitim, cinsellik hakkındaki yanlış bilgiler, ev yaşantısında katı ve dengesiz dini öğretilerin olması, evde şiddet yaşantısı, aileye ilişkin korkular, bağlanma korkusu, taciz eden bir partnerin olması, güven eksikliği vb. nedenleri vardır. Vajinismusun en sık görülen nedenleri arasında en önemlisi psikolojik kaygılardır. Küçüklükten beri öğretilmiş olan” cinsellik kötüdür” “ayıp, günah,yasak” kavramları,”kızlık zarı çok değerli ve korunması gereken bir şeydir” düşünceleri bu problemin çıkmasında önemli rol oynamaktadır.

Günümüzde binlerce kadının ortak sorunu olan vajinismus, kadınlarımızda utanma, hayal kırıklığı, duygusal tatminde azalma, kendinden nefret etme, suçluluk vs. olumsuz duygulara neden olmaktadır. Bunun yanı sıra yıllarca evli olup bu rahatsızlığı yaşayan ve bu durumdan dolayı boşanan çiftlerin sayısı azımsanamayacak kadar da fazladır. Vajinismus tedavisinde en önemli olan şeylerden birisi de çiftlerin birbirine destek olmaları, tedavi sürecinde birlikte hareket etmeleridir.

Son olarak şunu söyleyebiliriz ki, vajinismusun nedenleri tamamiyle psikolojiktir ve tedavi edilebilir. Önemli olan tedaviyi istemek ve bu konuda eğitim almış cinsel terapistlere utanmadan, sıkılmadan başvurmaktır. Daha detaylı bilgi için sorularınızı bekliyoruz…

Kuşkusuz ki evliliklerde sadakatsizlik, güven duygusunu temelden sarsan, çok ciddi ve incitici bir durumdur. Aldatmanın evlilik üzerinde iki önemli etkisi vardır; birincisi, evlilik dışı ilişkinin evliliği yok etme potansiyeli ve ikincisi de, aldatmanın evlilik üzerindeki duygusal tesiridir. Evlilik içi şiddetten sonra en fazla olumsuz etkiye sahip olan neden aldatmadır. Erkek içinde kadın içinde aldatma iz bırakan bir durumdur. Erkeklerin aldatması elinin kiri gibi bir kavram kullanılarak normalleştirilmekte ve bu durumda kadının da kocasını affetmesi ve yuvasını bozmaması beklenmektedir. Kadınlar eşlerini affetseler bile durum iç dünyalarında böyle olmamaktadır. Her iki taraf içinde aldatılmak, değersizlik, çaresizlik, güvensizlik vb. duygulara sebebiyet vermektedir.

Sanki hep erkekler aldatırmış gibi bilinse de, bu erkeklerin kendi aralarında kaç tane kadınla birlikte olduklarını bir övünç kaynağı olarak anlatmalarından kaynaklanmaktadır. Yapılan araştırmalar kadınlarında eşlerini aldattıklarını ortaya koymaktadır. Fakat kadınlar bu durumu gizli tuttukları için çok bilinmemektedir. Kadının eşini aldatması daha zordur, çünkü kadın için bir ilişkide ilk önce romantizm gelir, duygusallık gelir, kadın daha derin bir ilişki arar, aşk ister. Kadınlar yasak ilişki yaşarlarken daha dikkatlidirler. Erkekler ise daha dikkatsizdirler. Erkekler için aldatmak daha doğaldır.

Aldatma iki şekilde adlandırılıyor.Cinsel aldatma ve duygusal aldatma şeklinde. Var olan bir ilişki içerisindeyken, başka biriyle cinsel ilişkiye girme cinsel aldatma, duygusal olarak bir başkasına bir şeyler hissetme, aşık olma duygusal aldatma olarak adlandırılır. Her ikisi de evlilik için tehlike oluşturacak durumlardır. Genelde erkekler daha çok cinsel aldatmaları tercih ederken, kadınlar duygusal aldatmaları tercih etmektedir. Fakat en kötüsü cinsel birlikteliği de içinde barındıran duygusal bağın kuvvetli olduğu ilişkilerdir.
Aldatma nedenlerine bakıldığında erkek için de kadın için de çok fazla neden sıralanabilir. İlişki heyecanını kaybetmiş olabilir, cinsel tatminsizlik yaşanıyor olabilir, eşler arasında ihmal, sevgi ve şefkat eksikliği olabilir, eşler mutsuz evliliklerinden kaçmak için aldatıyor olabilirler, evliliklerindeki çatışmalarından kurtulmak için duygusal enerjilerini bir başka ilişkiye harcamayı tercih ediyor olabilirler, eşler arasında yakınlıktan kaçınma olabilir, bazen eşlerden biri seks veya tutku bağımlısı olabilir, eşlerden biri evliliğini bitirmek ister fakat yeni birini bulmadan bunu yapamaz. Erkekler daha çok cinsel açıdan değişiklikler, yeni heyecanlar yaşamak için ve cinsel dürtülerini kontrol etmekte zorlandıkları için; kadınlar ise duygusal açıdan ihmale uğradıklarında, mutsuz ve umutsuz hissettiklerinde aldatma yolunu tercih edebilirler. Evli ve çocuklu erkekler ise kendilerinden daha genç partnerlerle eşlerini aldatarak hala güçlü bir erkek olduklarını eşlerine ve çevrelerine kanıtlamak isterler.

Aldatma, aldatılan eş için bir travmadır. Aldatılan eş aldatıldığını öğrendikten sonra, sıkıntı üzüntü, öfke, uykusuzluk, güvensizlik ve depresyon yaşamaya başlar. Aldatılan eşte travma sonrası stres bozukluğu belirtileri görülebilir. Bunların ne kadar süreceği kişiden kişiye değişecektir. Bu durumda yapılması gereken bir evlilik-çift terapistine başvurmak olmalıdır. Eşlerin bu durumda üzerine düşen sorumlulukları alması gerekmektedir. Aldatılma ve sonrasında ortaya çıkan sorunlar aşılamayacak sorunlar değildir. Sadece çiftlerin çaba göstermesi ve evliliklerini bu fırtınadan kurtarmayı istemeleri gerekmektedir.

Yakınlık evlilik ve aile yaşamında elzem olan duygulardan biridir. Yakınlık gösterme başka biriyle bir duyguyu paylaşmayı kapsar. Yakınlığın ne olduğuna dair çeşitli tanımlar vardır. Yakınlık bir çeşit bağlılık hissi, huzur, duygusal destek, empati duyma, karşındakini güvenilir bulma, karşılıklı anlayış, paylaşım, dürüstçe iletişim kurabilme şeklinde tanımlanabilir.

Her evlilikte/ilişkide çiftlerin yakınlık tanımları farklı olabilir. Birçok çift yakınlığın ne anlama geldiğini ve ne istediklerini anlasalar dahi yakın olma konusunda birçok sıkıntı çekerler. Yakın olma konusunda eşleri sıkıntıya sokan mesele “yakınlık korkusu” olabilir.  Bazı insanlar yakınlıktan, kendilerini açmaktan korkarlar ve kaçınırlar. Yakınlık korkusunun en önemli iki nedeninin yanı sıra, öfke korkusu, bağımlılık korkusu, kontrolü kaybetme korkusu, bireyselliği kaybetme korkusu gibi kökenini aile meselelerinden alan bir takım psikodinamik nedenleri de vardır.

En önemli iki nedeninden birincisi, kişilerin çocukluk ve ilk gençlik yıllarında ebeveynleri tarafından boğucu ve özgürce hareket edemeyecek kadar çok ilgi görmüş olmalarıdır. Bu durum kişide kontrol edilme ve kontrolü kaybetme korkusunu tetikleyebilir. Ve kontrolü kaybetmek eş tarafından yok edilme duygusu anlamına gelebilir. Yok edilme burada ilişkideki kontrolün kaybolması ve öz kimliğin yavaş yavaş yok olduğu algısını yaratabilir. Bu bireyler kim olduklarını ve ne istediklerini bilmezler ve dengeyi bulmak için bir ileri bir geri hareket etme eğilimi gösterirler. Bu kişiler anlayışın ve saygının olduğu bir aşk ilişkisinde yaşanan duygusal yakınlığın bağımsızlıklarını tehdit etmediklerini yaşantılayabilirlerse sorunları hallolur.

İkinci ve aşılması en zor olan neden ise çocuğun anne babasının ayrılık ya da boşanması sonucunda (çoğunukla da babayı) en yakınlarından birini birdenbire kaybetmesidir. Bu yaralayıcı ve travmatize edici bir durumdur ve kişinin erişkinlik hayatında girmiş olduğu ilişkilerde, duygusal yakınlık gerektiren durumlarda kendisini ilişkinin derinliklerine bırakamamasına sebep olur. Çünkü bir eş ilişkiye duygusal olarak ne kadar yatırım yaparsa, ilişki sonlandığında o kadar çok acı çeker. Anne veya babasını kaybeden ve bu durumla baş etmesine yardım edilmeyen çocuklar ilerideki tüm ilişkilerinde terk edilme korkusu taşırlar. Kayıp yaşantısından dolayı gelişen terk edilme korkusundan ötürü ilişkilerinde bir emniyet mesafesi bırakırlar ve böylelikle yeni bir kayıp yaşamaktan ve aynı acıyı duymaktan kendilerini korumaya çalışırlar. Aslında böyle yaptıklarında tam da kendilerini korumak istedikleri durum başlarına gelir. Çünkü belli bir yakınlıktan öteye geçemedikleri, kendilerini duygusal olarak açamadıkları için ilişkileri de belli bir noktada tıkanıp kalır ilerleyemez, belki de başlamadan biter. Mesela bazı kişiler evliliğin hemen öncesinde, hiçbir açıklama yapılmaksızın birden bire terk edilebilirler. Bunlar hep terk edilme korkusunun sebep olduğu sonuçlardır.

Bağımlılık korkusu yaşayan kişiler de yakın ilişkilerden kaçınırlar. Bu korku duygusal olarak kendine yeterliliğin, bağımsız olmanın kesinlikle çok önemli olduğunu düşünen eşlerde görülür.  Eş diğerine hiç muhtaç olmadığını kanıtlarcasına sürekli diğerinden uzak olma ihtiyacını ortaya koyar, bu eşler duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için birbirlerine dayanmazlar. Evlilikleri her iki tarafın kendi hayatlarını yaşadığı, duygusal bir mesafe gösterir. Bağımlılık korkusu, çoğu zaman erken yaşta ebeveynlerin etkisinden kaynaklanır. Ebeveyn, genellikle de baba, kimseye dayanmadan tek başına hayatta kalabilmenin önemini vurgular. Çocukluk çağlarında bağımlılık korkusuyla yetiştirilen bir çocuk anne babadan çok az hatta hiç destek almadan kendi başına kalmaya zorlanır. Bu çocuklara yardıma gereksinim duyduklarında güçsüz oldukları söylemiştir. Örneklendirmek gerekirse 45 yaşında bir adam karısından hiçbir zaman bir şey istemediğini belirtmiştir. Çünkü bunun bir zayıflık olacağına inanmıştır. En zor zamanlarında bile eşine duygularını açmaktan çekinmiştir.

Öfke korkusu yaşayan çiftler de, yakın ilişkilere girmekten kaçınırlar. Eşler başkalarına duydukları öfkeden korkabilirler. Diğer kişiyle çok fazla yakınlaşmanın düşmanlığı, öfkeyi, saldırganlığı doğurabileceğinden korkabilirler. Bu tür korkuları olan bireyler başkaları ile mesafeyi korurlar.  Öfkenin yakın bir ilişkide kaçınılmaz olduğuna inandıkları için bundan kaçınmanın tek yolunun yakın bir ilişki kurmamak olduğuna karar verirler.

Aslında insanların ihtiyaç duydukları bu duygusal yakınlığı yaşayamamakta ki en büyük engel iletişim eksikliği veya yokluğudur. Kendi istek, arzu ve ihtiyaçlarımızı gözettiğimiz gibi karşı tarafın da istek, arzu ve ihtiyaçlarını gözetebilecek bir iletişim türü yakaladığımızda ihtiyaç duyulan duygusal yakınlık yaşanabilecektir. İlişkilerimizde tüm bunlarla kendimiz baş etmekte güçlük yaşayabilir, ne yapacağımızı bilemediğimiz durumlar söz konusu olabilir. En önemlisi de tüm bunlarla mücadele edebilmemiz için ilk önce kendimizi tanımamız ve keşfetmemiz gerekecektir.  Bu durumda bir uzmandan yardım almak fayda sağlayacaktır.