Category Archive : Kişisel Gelişim

Toksik pozitiflik, bireyin her koşulda olumlu hissetmesi gerektiği inancını merkeze alan ve olumsuz duyguları bastırmayı teşvik eden bir psikolojik yaklaşımdır. Bu yaklaşım çoğu zaman iyi niyetle ortaya çıkar; kişiyi korumak, motive etmek ya da acıyı hafifletmek amacı taşır. Ancak psikolojik araştırmalar, sürekli pozitif olmaya zorlanmanın duygusal iyilik halini artırmak yerine çoğu zaman tam tersine yol açtığını göstermektedir.

İnsan psikolojisi, yalnızca mutluluk ve iyimserlik üzerinden çalışan bir sistem değildir. Üzüntü, kaygı, öfke, hayal kırıklığı gibi duygular da psikolojik bütünlüğün doğal ve işlevsel parçalarıdır. Bu duygular, bireyin çevresiyle ve kendi iç dünyasıyla ilgili önemli sinyaller taşır. Toksik pozitiflik ise bu sinyalleri geçersizleştirir ve kişiye, “böyle hissetmemeliyim” mesajı verir. Bu noktada sorun, olumsuz duyguların varlığı değil; onların reddedilmesi ve bastırılmasıdır.

Psikoloji literatüründe duyguların bastırılması, kısa vadede rahatlatıcı gibi görünse de uzun vadede stres düzeyini artıran bir faktör olarak tanımlanır. Bastırılan duygular zihinsel sistemden kaybolmaz; bedensel belirtiler, yoğun kaygı, duygusal dalgalanmalar veya tükenmişlik hissi şeklinde geri döner. Sürekli pozitif olmaya çalışan bireylerde baş ağrısı, mide sorunları, uyku bozuklukları ve duygusal kopukluk gibi belirtilerin daha sık görülmesi bu nedenle şaşırtıcı değildir.

Toksik pozitiflik, özellikle zorlayıcı yaşam olayları sırasında belirginleşir. Kayıp yaşayan, travmatik bir deneyim geçiren ya da yoğun stres altında olan bir bireyin yaşadığı duygular, “olumlu düşün”, “her şeyin bir sebebi var” veya “daha kötüsü de olabilirdi” gibi ifadelerle geçersiz kılındığında kişi yalnızlaşır. Bu yalnızlık, sosyal çevreden çok, duygusal düzeyde yaşanır. Birey anlaşılmadığını hisseder ve duygularını paylaşmaktan kaçınmaya başlar.

Güncel psikolojik yaklaşımlar, ruh sağlığının temel bileşenlerinden birinin duygusal kabul olduğunu vurgular. Duygusal kabul, kişinin hissettiği duyguyu değiştirmeye çalışmadan önce fark etmesi ve ona alan açması anlamına gelir. Bu yaklaşımda amaç, olumsuz duygulara saplanmak değil; onları bastırmadan, yargılamadan ve gerçekçi bir şekilde ele alabilmektir. Sağlıklı pozitiflik, tam da bu noktada devreye girer. Sağlıklı pozitiflik, “iyi hissetmeliyim” baskısı yaratmaz; “şu an zorlanıyorum ama bu geçici olabilir” gibi gerçekçi bir umut içerir.

Toksik pozitiflik ile sağlıklı pozitiflik arasındaki temel fark, gerçeklikle kurulan ilişkidir. Toksik pozitiflik gerçekliği inkâr ederken, sağlıklı pozitiflik gerçekliği kabul eder. Birinde duygular susturulur, diğerinde dinlenir. Psikolojik iyilik hâli, duyguların yokluğunda değil; duygularla kurulan sağlıklı ilişkide ortaya çıkar.

Sonuç olarak, toksik pozitiflik iyi niyetli olsa bile bireyin duygusal ihtiyaçlarını göz ardı eden bir yaklaşımdır. İnsan zihni, sürekli mutlu olmak üzere tasarlanmamıştır; anlamak, hissetmek ve düzenlemek üzere çalışır. Olumsuz duygular, psikolojik bir arıza değil; sistemin çalıştığını gösteren işaretlerdir. Ruhsal sağlığı destekleyen yaklaşım, duyguları bastırmak değil; onları fark etmek, kabul etmek ve gerektiğinde profesyonel destekle ele almaktır. Pozitiflik değerlidir, ancak ancak gerçekliğe temas ettiğinde iyileştirici olur.

Klinik Psikolog Sezen Sağlam

Yetersizlik duygusu insanın hayatını bloke eden duygulardan biridir ve kişinin hem sosyal hem de profesyonel hayatında mutsuzluğun kaynaklarındandır. Peki yetersizlik duygusu nedir? Psikolojideki tanımına göre, kişinin gözle görülen, ispat edilebilecek tüm kabiliyet ve yeterliliklerine rağmen bunları kendisinin fark edememesi ve sahip olduğu bu olumlu özellikleri reddetmesi, kendisini yeterince iyi ve başarılı hissetmemesi durumuna yetersizlik duygusu denmektedir. Yetersizlik duygusu yaşayan kişi, “Ben bu işte başarılıyım”, “Bu ilişkide iyiyim” diye kendine itiraflarda bulunamaz;  yaptıklarından, başarılarından, elde ettiklerinden bir türlü mutluluk duymaz ve hep kendisini eksik hisseder. Yetersizlik duygusu yaşayan kişi zaman zaman veya sıklıkla kendisini başkalarıyla kıyaslarken ve diğerinden daha aşağı görürken bulur. Kıyas yapılan şeyler maddi veya manevi olabilir. Bazen diğerinin maddi gücü, parası, sahip olduğu araba ötekine kendisini yetersiz hissettirirken bazen de birinin daha başarılı olması yetersiz hissettirir. Bazı kişiler kendilerini ara sıra yetersiz hissederlerken, bazı kişiler ise yeryüzünde devamlı yetersizlik duygusuyla yaşarlar. Fakat bilinmeli ki dünyanın en kendine güvenen insanları bile zaman zaman kendilerini yetersiz hissederler. Yetersizlik duygusu kronik bir hal aldığında ve artık kişinin hareket alanını kısıtlamaya başladığında tedavi edilmesi gereken bir hal almış demektir.

Peki, yetersizlik duygusunun nedenleri nelerdir?

İnsanların yaşadığı deneyimler ve buna bağlı olarak gelişen içsel duyguları yetersizlik hissetmelerine neden olabilir. Herkesin yaşam hikâyesi aynı değildir ve dolayısıyla yetersizlik duygularını içeren birçok durum da farklı kişisel deneyimlere veya sahip olunan duygulara kadar uzanabilir. Bazen bu deneyimler veya duygular yüzeyin altında olabilir ve ortaya çıkan yetersizlik duygusu daha önemli bir sorunun belirtisi de olabilir.

Yapılan araştırma ve yayınlanan makalelere göre kronikleşen yetersizlik duygusunun temelleri çocuklukta atılmaktadır. Ebeveynleri tarafından onaylanmayan ve devamlı eleştirilen, okulda öğretmeni tarafından başarısı görülmeyen, arkadaşları tarafından kabul görmeyen çocuklarda yetersizlik hissinin tohumları atılmış oluyor. Adler ise,  yetersizlik duygusunun oluşumunda 1-çocuğun yetersiz organlarla doğması,  2- çocuğun şımartılması,  3- çocuğun ihmal edilmesi ile ilgili olduğunu söylemektedir.

Çocuk, organlarının gelişmemiş olması, kendinden daha güçlü kişilere bağımlılık ihtiyacının olması ve başkalarına bağımlı olmanın verdiği acı sonucu tüm gelişim dönemlerinde anne babasıyla ve hayatı boyunca da dünyayla kurduğu ilişkide yetersizlik duygusunu yaşamaktadır. Çocuğun şımartılmasının yetersizlik duygusunun gelişmesine sebep olan diğer bir kaynak olduğu ifade edilmiştir. Şımartılan çocuk, hiçbir çaba göstermeden istediği şeyleri elde etmeye alışık olduğu için çevresi tarafından ilgi görmediği durumlarda bunu kendisine yapılmış bir haksızlık olarak algılar ve kendisini dışlanmış, terk edilmiş hisseder. Hep almaya alışmış olan bu çocuk vermeyi hiç öğrenememiş ve devamlı başkaları tarafından istekleri gerçekleştirilen ve hizmet gören bu çocuk bu şekilde bağımsızlığını da kazanamamıştır. Yetersizlik duygusunun kaynağını oluşturan üçüncü yaşantı ise çocuğun ihmal edilmesidir. İhmal edilen çocuklar sevgiyi ve diğer insanlarla birlikte yaşamanın ne olduğunu öğrenemezler. Bu çocuklar hayatın zorluklarıyla karşılaştıklarında normal olarak başka kişilerin yardımlarını ve bu zorlukların üstesinden gelmelerini sağlayacak kendi güçlerini küçümserler. Diğer kişilere hep kuşkuyla bakarlar. Bir annenin çocuğuna vermesi gereken ilk şey, anne bebek arasındaki güven bağını kurmak ve daha sonra da bu güvenin giderek derinleşmesini ve tüm çevrenin güvenini kapsayacak şekilde gelişmesini sağlamaktır.

Çocuklukta yetersizlik deneyimleri olan bazı kişiler, yetişkin olduklarında da kendilerine öyle gerçekleştirilmesi güç olan hedefler koyarlar ki bu hedeflerin gerçekleşmemesi de kişiye kendisini yetersiz hissettirebilir. Bunun yanı sıra toplumun çoğunluğu tarafından gerçekleştirilmesi veya sahip olunması mümkün olmayan güzellik, güç, şöhret ve zenginlik standartlarının yer aldığı sosyal medya tarafından yayınlanan mesajlarda kişilerde yetersizlik hissinin ortaya çıkmasının nedenleri arasında sayılabilir. Ayrıca diğer insanların mutlu, başarılı, güçlü ve iyi olduğunu görmek kendimizi başkalarıyla kıyaslamamıza neden olabilir ve bu kıyaslamalar kendi güçlü ve başarılı taraflarımızı zaten küçümsemeye meyilli olduğumuz için de bize zarar verebilir.

Yetersizlik duygusuna sahip olduğunuzun belirtileri nelerdir?

Bazı kişiler daha güzel, daha güçlü görünen, daha bilgili insanların yanında kendilerini rahatsız hissederler, onlarla ilişki kurarken heyecanlanır veya ilişki kurmaktan kaçınırlar. Çünkü bu kişi kendini yetersiz görürken karşısındaki kişiyi, kendisinden daha üstün görür fakat bunun bilincinde değildir. Dolayısıyla bu durum kişiyi diğer insanlarla ilişki kurmaktan alıkoyabilir. Yetersizlik duygusuna sahip olan kişilerde var olan belirtiler, güvensizlik ve düşük benlik saygısına sahip olma, hedeflerine ulaşamama ve kendisini sıkışmış hissetme, yapmak istediklerinden kolayca vazgeçme, eleştirilmeye tahammül edememe, sosyal durumlarda geri çekilme ihtiyacı hissetme ve ilişki kurmaktan kaçınma, reddedilme korkusu yaşama, anksiyete ve depresyon yaşama. Mükemmeliyetçi olma, rekabet içerisinde olma, dikkat çekmeye çalışma, sürekli başkalarında kusur bulma, kendi hatalarını kabul etmekte zorlanma, başkalarından daha iyi olduğunuzda kendinizi daha iyi hissetme de bir kişinin yetersizlik duygusuna sahip olduğunun belirtileridir fakat çoğu zaman kendinden aşırı emin olan kişilerin özellikleriyle karıştırılırlar.

Yetersizlik duygusundan kurtulmak için neler yapılmalı?

Yetersizlik duygunuzun tam olarak nereden geldiğini anlamak, nasıl ilerleyeceğinizi anlamanızı ve kendinize olan güveninizi geliştirmenizi kolaylaştırabilir. Kendinizi yetersiz hissediyorsanız, bu yetersizlik duygularının geçmişte gelişmiş olma ihtimali yüksektir.  Yetersizlik duygunuzun altında yatan nedenlerin neler olabileceğini düşünmek için kendinize biraz zaman ayırın. Neden yetersiz hissettiğinizi anladıktan sonra, bu temel nedenlerle başa çıkmaya ve oradan kendinizi geliştirmeye çalışabilirsiniz.

1-Kendinizle Olumlu Konuşmaya Başlayın

Kendinizle içsel olarak nasıl konuştuğunuz, kendiniz hakkında nasıl hissettiğiniz konusunda etkilidir.  Kendinize dair algınızı değiştirmek, kendinizle konuşma şeklinizi değiştirmekle başlar. Kendinizle nezaket ve empati ile konuşmak için daha fazla çaba göstermelisiniz. Mesela bunu bir yere gitmeye hazırlanırken kendinizle ilgili olumlamaları veya ifadeleri tekrarlayarak aynada yapabilirsiniz. Kendinizle ne kadar olumlu konuşmaya inanırsanız, kendinizi o kadar iyi bir ışık altında görürsünüz.

 2-Negatif Kişisel Düşüncelerinize ve İnançlarınıza Meydan Okuyun

Olumsuz düşünceleri oldukları gibi, yani içsel zorbalar olarak görmek işe yarayabilir. Kendinizi yetersiz hissetmenize neden olan olumsuz düşünce ve inançlarınızı daha olumlu olanlarla değiştirmeniz gerekecektir. Unutmayın ki kendinizi nasıl algıladığınızın kontrolü sizdedir. Doğru düşüncelere dikkat ettiğinizden emin olmanız önemlidir.

3-Her zaman Karşılaştırmadan Kaçının

Kendinizi başkalarıyla, başkalarının sahip olduklarıyla veya başarılarıyla kıyaslamaktan vazgeçmeli ve hayattaki kendi ilerlemenize odaklanmalısınız. Gurur duyacağınız şeyler yapın ve ilerlemelerinizi sadece geçmiş ilerlemenize bakarak ölçmeyi tercih edin. Çünkü kendiniz başkalarıyla karşılaştırdığınızda bu sizi yetersiz ve kötü hissettirebilir..

4-Sevdiğiniz Şeyleri Yapın

Zevk almayacağınız ya da iyi hissetmeyeceğiniz şeyleri üstlenmeyin bunları yapmak sizi sadece aşağı çekecektir. Odak noktanız sizi mutlu eden ve zevk duyacağınız şeyler yapmak olmalıdır. Bu tür etkinlikler, ruh halinizi yükseltmenize ve özgüveninizi oluşturmanıza yardımcı olacaktır.  olamayacağımız şeyleri üstlenmek bizi sadece aşağı çeker. Odağınızı, zevk aldığınız ve sizi mutlu eden daha fazla şey yapmaya çevirin. Bu tür etkinlikler, ruh halinizi yükseltmenize ve daha iyi hissetmenize yardımcı olacak ve bu da özgüveninizi oluşturmaya başladığınızda sizi başarıya hazırlayabilir.

5-Küçük, Ulaşılabilir Hedefler Belirleyin

Çok fazla görev üstlenip bunların üstesinden gelmeye çalıştığınızda ve bunları yapamadığınızda kendinizi yetersiz hissedebilirsiniz. Gerçek şu ki, daha küçük daha ulaşılabilir hedefler belirlemek, üstlendiğiniz görevleri bölmek size kendinizi daha iyi hissettirecektir. Unutmayın ki yavaş ve sakin olan yarışı kazanır.

6-Mevcut Yaşam Tarzınızı İyileştirin

Egzersiz, diyet ve diğer yaşam tarzı seçimleri gibi şeyler genel olarak daha iyi zihinsel ve fiziksel sağlığa katkıda bulunabilir. Düzenli egzersiz yapmıyorsanız, iyi beslenme seçimleri yapın ve uykunuzu ve sağlığınızın diğer alanlarını kontrol etmeye çalışın. Bu, ruh halinizi iyileştirmenizde ve zamanla kendiniz hakkında daha iyi hissetmenize yardımcı olabilir.

Yukarıdaki ipuçları, bir yerden başlamak için işinize yarayacak noktalardır, ancak bazı kişilerin bunları hayatlarında uygulama veya yetersizlik duygusunun nedenlerini bulma konusunda daha fazla yardıma ihtiyacı olabilir. Bu durumda da başvurabileceğiniz en iyi yardım bir uzman yardımı olacaktır. Yüz yüze veya online bir psikoterapist, güvensizliklerimizin nereden geldiğini daha iyi anlamanıza, bu geçmiş sorunlardan kurtulmanıza ve başarılı bir şekilde ilerlemek için gereken başa çıkma mekanizmalarını kullanmanızda size yardımcı olacaktır.

 

Kaynaklar:

How To Cope With Feeling (betterhelp.com)

http://dx.doi.org/10.17051/io.2016.90300

Online psikoterapi, klasik yüz yüze yapılan psikoterapi ve danışmanlık yöntemlerinin uygulamalarında olduğu gibi temel klinik görüşme teknik ve etik kurallarına uyularak, danışan ve psikoterapistin farklı yerlerde bulunmasıyla beraber telefon, bilgisayar gibi iletişim araçları ve internet sistemleri kullanılarak gerçekleştirilen bir psikoterapi türüdür.

Online psikoterapilerin günümüz koşullarında maliyet, zaman, mekân, ulaşılabilirlik açısından daha avantajlı olmaları kullanılabilirliklerini arttırmıştır. Yapılan araştırmalar, coğrafi olarak psikoterapi almaya uygun yerde olmayanlar, fiziksel olarak engelli veya ciddi bir hastalık dolayısıyla evden çıkamayan kişiler için online psikoterapilerin avantaj sağladığını ifade etmektedir. Bunun yanı sıra danışan ile psikoterapist arasındaki terapotik ilişkinin online psikoterapiyle de kurulabildiği, bazı danışanların ise özellikle online psikoterapiyi tercih ettikleri de görülmektedir.

Yapılan klinik çalışmalar, travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete bozuklukları, depresif bozukluklar, yeme bozuklukları, evlilik sorunları ve cinsel sorunlar gibi bir çok psikolojik sorunda online psikoterapilerden yarar sağlandığını göstermektedir. Bunun yanı sıra online psikoterapilerin, ağır psikiyatrik bozukluklarda, kriz anlarında, kendine veya başkasına zarar verme düşüncesinin olması durumunda ve velisinin izni ve bilgisinin olmadığı 18 yaşından küçük bireylerde uygulanması uygun değildir.

Online psikoterapi sağladığı tüm bu kolaylıklara ve yapılan çalışmalara rağmen günümüzde hala faydasının olup olmayacağına dair kuşkuyla yaklaşılan bir yöntem olarak görülmektedir. Fakat günümüz koşulları düşünüldüğünde teknolojinin sağladığı imkanlardan faydalanarak etkililiği kanıtlanmış bu terapi türüne bir şans verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.