Tag Archive : kaygı

EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) türkçe anlamıyla Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme’dir.
EMDR sekiz evresi ve bir çok prosedür ve metodu olan geniş kapsamlı, bütüncül bir psikoterapi yöntemidir. Ne yazık ki bazı acı veren anılar inatçı olurlar. Bunun nedeni bazı olaylardan duyulan rahatsızlığın çok yüksek düzeyde olmasıdır, öyle ki beynin bilgi işleme sistemi bozulur ve anıyı kendi başına çözüme götüremez. Bu şekilde olan travmatik anıları beyin bir nevi hazmedemez ve bu anılar beynin bir bölümünde asılı kalırlar ve en ufak bir tetikleyici ile aktif hale gelirler ve bu şekilde rahatsızlık düzeyimiz yükselir. Olay sanki yeni yaşanmış gibidir ve olay anında hissedilen duygu ve düşünceler hala çok canlıdır.
EMDR ile bu olumsuz anıların işlenmesi sağlanarak beynin bu anıyı hazmetmesi ve normal anı ağlarının arasına gönderilmesi sağlanır. Bir olay yeterli şekilde işlendiğinde, biz o olayı hatırlarız, ancak eski duyguları ve hisleri tekrar hissetmeyerek rahatsız olmayız. Anılarımız tarafından bilgilendiriliriz, fakat kontrol edilmeyiz.
Hayatımızda sadece büyük travmalar değil, çocuklukta yaşamış olduğumuz utanç verici olaylar, hayal kırıklıkları, aşağılanma, eleştirilme vb. sık görülen durumlar da uzun süreli olumsuz etkiler bırakırlar ve bu olumsuz etkiler bedenimizde ve zihnimizde yükselerek algımızı etkilerler ve şimdiki zamanda mutsuzluğa ve uygunsuz davranışlara yol açarlar. Dolayısıyla bunlarda bir travmadır ve bu anılarda işlevsel olmayan bir şekilde yanlış bir anı formunda depolanmışlardır.
EMDR’nin birincil hedefi bu deneyimleri işleyerek yanlış formda depolanan bu anıları, normal anı havuzuna göndererek danışanın özgürce şimdiki zamana geçişini sağlamaktır. EMDR ile yaşanılan sorunların temelini hazırlayan geçmiş deneyimlere (yaşantılara) erişilir, rahatsızlıklara neden olan şimdiki durumlar işlemden geçirilir ve gelecekteki başarılar için gerekli olan yeni öğrenim, beceri ve perspektifler bellek ağları içine alınır.
EMDR terapisi seansları sırasında insanlar uyanıktır ve yeteneklerinin tam kontrolüne sahiptirler.

Ara sıra hepimiz yapmamız gereken bir takım işleri erteleyebiliriz, fakat bu durum sürekli bir hal almaya başladıysa ve bizim günlük yaşantımızı etkiler hale geldiyse, o zaman erteleme ile ilgili anormal bir durumdan bahsedebiliriz. Erteleme kendi başına bir rahatsızlık değil, sadece bir belirtidir. İncelememiz gereken asıl şeyler ise ertelemeye sebebiyet veren kökende yatan nedenlerdir.

Daha çok mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip ve başaramama korkusu yaşayan “yetersizlik” inancına sahip bireyler erteleme davranışı gösterirler. Erteleme davranışının tembellik ile ilgisi yoktur, tembel kişiler yapmaları gereken işlere başlamadıkları gibi yan gelip yatar ve bu durumla ilgili rahatsızlık duymazlar. Erteleme davranışı gösteren kişiler ise yapacağı iş veya işlerle ilgili başarısızlık kaygısı yaşadıklarından ve mükemmel yapmak istediklerinden dolayı bir türlü işe başlayamazlar ve içten içe de bu durumdan rahatsızlık duyarlar.

Erteleme davranışında, yapılması gereken bir iş, bir proje vs. karşısında mükemmeliyetçilik devreye girince, kişideki “yetersizlik şeması” aktive olur ve kişi bununla başa çıkmak adına yapılacak olan işten kaçma davranışı gösterir ve böylelikle erteleme gerçekleşmiş olur.  Erteledikçe de yetersizlik inancı daha çok güçlenir ve kısır döngü bu şekilde devam ederek kişiye rahatsızlık verir.

Bu durumdan kurtulabilmek adına bir uzmandan yardım alınarak erteleme davranışına sebebiyet veren nedenler üzerine çalışılmalıdır.

Bahar ayının yüzünü göstermesiyle birlikte bazı kişilerde kaygı, endişe, sinirlilik hali, yorgunluk, iştahsızlık gibi durumlar görülebilir. Eğer bu gibi belirtiler sizde de aniden ortaya çıktıysa bahar depresyonu yaşıyor olabilirsiniz.

Halk dilinde bahar depresyonu olarak bilinen mevsimsel duygulanım bozukluğu her yılın aynı zamanlarında tekrar eden bir depresyon türüdür. Her yılın bahar aylarında ortaya çıktığı için bahar depresyonu olarak isimlendirilmiştir. Bu zamanlarda kendinizi sinirli, yorgun ve halsiz, endişeli, motivasyonsuz, enerjisi çekilmiş gibi hissedebilirsiniz. Hiçbir şey yapmak istemeyebilir, elinizi kolunuzu kaldırmakta isteksizlik yaşayabilir, okula ve işe gitmekte güçlük çekebilirsiniz.

Bahar depresyonunun spesifik sebepleri kesin olarak bilinmemektedir. Bütün ruhsal hastalıklarda olduğu gibi bu durumda da genetik faktörler, yaş vs. depresyona yatkınlığı arttırabilmektedir. Mevsimsel depresyona erkeklere oranla kadınlarda daha fazla rastlanır. Güneş ışığının süresinin uzaması ile birlikte gün içerisinde uyanık kalma süresi uzadığı için, vücudun biyolojik saati bozulur. Bu da depresif duygu durumuna sebebiyet verebilir.

Bahar depresyonunun belirtilerini hafife almamak gerekir. Bu durumları yaşıyor ve bu belirtiler 2-3 haftadan fazla sürüyorsa mutlaka bir uzmana danışmak gerekir. Çünkü eğer 2- 3 haftada geçmiyorsa depresyonunuzun altında başka sebepler yatıyor demektir. Eğer bu hastalık da diğer depresyon türleri gibi ciddiye alınmaz ve tedavi edilmez ise daha kötüleşerek ciddi sorunlara yol açar.

Bahar depresyonunu hafif atlatmak için; mutlaka spor yapın, tempolu yürüyüşler yapın, sağlıklı beslenin, alkolden uzak durun, sevdiğiniz insanlarla birlikte olun ve sevdiğiniz, hoşlandığınız şeyleri yaparak vakit geçirmeye çalışın.

Kaygı Bozuklukları

Kaygı, günlük yaşam içerisinde herkesin zaman zaman hissettiği normal bir duygudur. Kaygı, bedenin tehlikeye karşı verdiği normal bir tepkidir. Bu yüzden aşırı boyutlara ulaşmadığı sürece, kaygı aslında kişinin, başına gelebilecek tehlikelere karşı uyanık kalmasını sağlar. Ancak “savaş veya kaç” olarak tepki verilen kaygı sürekliyse, kişinin günlük aktivitelerini ve diğer kişilerle olan ilişkilerini olumsuz bir şekilde etkiliyorsa artık normal sınırlardan çıkılmış ve tedavi edilmesi gereken bir durum haline gelmiş demektir.

Kaygı birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. En sık görülen kaygı bozuklukları, sosyal kaygı-sosyal fobi, obsesif-kompulsif bozukluk, panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, fobiler, postravmatik stres bozukluğudur.

Kaygı bozukluğunda, aşırı sinirlilik, gerginlik, dikkat eksikliği, her şeyin en kötüsünü düşünme, sürekli tehlikede olduğu düşüncesi, aklını kaybedeceği korkusu, ölüm korkusu gibi ruhsal belirtiler, titreme, ağız kuruluğu, çarpıntı, nefes alamama, yutma güçlüğü, baş dönmesi, kas ve göğüste ağrı, sindirim sisteminde sorunlar ve sık idrara çıkma şeklinde ise fiziksel belirtiler ortaya çıkabilir.

Kaygı bozukluklarına aşırı stres, yakınlarını kaybetme, sevdiklerinin ölümü, ağır bir hastalık geçirme, büyük kazalar, doğal afetler, cinsel işlev sorunları, olumsuz anne-baba tutumları, fiziksel ve duygusal istismar gibi sebepler neden olabiliyor.

Kaygı bozuklukları ilaç ve psikoterapi ile tedavi edilebiliyor.

Sosyal fobi bir anksiyete yani kaygı bozukluğudur. Sosyal fobi “sosyal kaygı bozukluğu” olarak da isimlendirilebilir. Sosyal  fobiyi kişinin sosyal ortamlarda sürekli ve belirgin bir korku yaşaması olarak tanımlayabiliriz. Kişi bulunduğu sosyal ortamlarda utanç verici bir duruma düşmekten, rezil olmaktan, eleştirilmekten, beğenilmemekten, reddedilmekten, onaylanmayacak ve olumsuz değerlendirilecek bir davranışta bulunmaktan fazlasıyla korkar.

Sosyal fobinin temelinde onaylanmama korkusu veya kabul edilmeme endişesi vardır.  Sosyal fobisi olan kişiler devamlı gözlerin kendilerinin üzerinde olduğunu, nasıl göründüklerini, aptal durumuna düşüp düşmediklerini düşünürler. Bu kişilerin özgüvenleri oldukça düşüktür ve eleştiriye karşı fazlasıyla duyarlıdırlar.

Sosyal fobi yaşayan kişilerde yüz kızarması, ses titremesi, ağız kuruması, kalp çarpıntısı, terleme, nefes daralması gibi fizyolojik belirtiler; güçsüzüm, konuşamayacağım, yetersizim, herkes bana bakıyor, rezil olacağım, küçük düşebilirim gibi zihinsel belirtiler ve korkulan ortama girmeme, korkulan ortamı terk etme, göz temasından kaçınma, ilgisiz şeyler düşünme gibi davranışsal belirtiler görülebilir.

Sosyal fobi yaşayan kişiler ailelerinin ve arkadaşlarının yanında rahat olabilirler fakat en büyük korkuları topluluk önünde konuşmak ve yemek yemektir. Sosyal fobi yaşayanların karşı cinsle ilişki kurmaları ve konuşmaları fazlasıyla zordur ve bu yüzden sosyal fobi yaşayanlar arasında bekarlık oranı yüksektir. Sosyal fobik kişiler kendileriyle konuşan kişileri işitmezden gelme, gözlerini kaçırma, hasta olma ve sosyal ortamlara katılmama gibi davranışlar geliştirebilirler.

Sosyal fobi genellikle 13-24 yaşları arasında başlar. Kadınlarda biraz daha fazla görülür. Ailede korku anlayışlı bir disiplinin olması sosyal fobi nedenleri arasındadır.

Sosyal fobi günümüzde doğru teknikler kullanıldığında kesinlikle tedavi edilebilen bir hastalıktır. Psikoterapi sosyal fobi tedavisinde oldukça etkili bir yöntemdir. Sosyal fobiklerde genellikle bilişsel davranışçı terapi denilen psikoterapi tekniği kullanılır. Bunun yanı sıra gerektiğinde ilaç tedavisi de uygulanabilir.