Tag Archive : narsisizm

Narsistik bir partner ilişkiyi nasıl olumsuz etkiler?

Narsistik ilişkiler çok zorlayıcı ilişkilerdir. İster eşler arasındaki ilişkilerde, ister arkadaşlık ilişkilerinde, isterse de ebeveyn-çocuk ilişkilerinde olsun,  narsist kişiler genellikle başka birini gerçekten sevmekte zorlanırlar, bununda sebebi gerçekten kendilerini sevmemeleridir.  Kendileriyle çok fazla meşguldürler. Partnerlerini gerçekten ayrı bir kişi olarak “göremezler”. Partnerlerini yalnızca ihtiyaçlarını nasıl karşıladıkları veya ihtiyaçlarını karşılayamadıkları açısından görme eğilimindedirler. Eşlerine ve çocuklarına yalnızca bu ihtiyaçları karşılama yetenekleri açısından değer verirler. Narsist kişiler genellikle eşlerinin duygularıyla empati kurma becerisinden yoksundurlar. Bu empati eksikliği, birçok zor duyguya da yol açar. Fakat buna rağmen birçok kişi kendisini narsistik bir partnerle ilişki içerisinde bulur.

Narsist partnerler, özellikle başlangıçta çok çekici olabilirler, özellikle ilişkilerinin başlarında partnerlerine etkileyici tavırlar gösterirler,  cezp edici hediyeler alırlar, iltifatlar ederler ve bu baştan çıkarıcı tavırlarla partnerlerini etki alanlarına almayı başarırlar.  İlişki başladıktan kısa bir süre sonra ise ilişkilerde fazla kontrolcü olabilirler, kıskanç hissedebilir veya kolayca incinebilirler. Narsistik yaralanmalar meydana geldiğinde, genellikle kırılırlar, tepkileri sert ve dikkat çekici olur. Narsistler, birine anında deli gibi aşık olabilirler ve çok çabuk bağlanırlar. Ancak bu ilk sevgi ve bağlılığı kolayca sürdüremezler. Narsist bir kişiyle ilişki içinde olan partnerler kendilerini bir süre sonra çok yalnız hissedebilirler. İlişki içerisinde sadece bir aksesuar olduklarını, ihtiyaç ve isteklerinin partnerleri için önemsiz olduğunu düşünebilirler.  Narsist eşler her zaman kendilerini haklı görürler, kendileri her şeyi daha iyi biliyormuş gibi davranırken, eşlerine ise yanlış veya yetersizmiş gibi hissettirirler. Bu durumda genellikle ilişki içerisindeki diğer kişinin öfkeli olmasına ve hep kendini savunmaya çalışmasına ve kendisi hakkında kötü hissetmesine sebebiyet verir.

Narsistik bir ilişki içinde olduğunuzu nasıl anlarsınız?

Partneriniz tamamen kendisiyle ilgiliyse, her zaman ilgiye ve onaya ihtiyaç duyuyorsa, eleştiriye aşırı tepki veriyorsa narsist olabilir.  Her zaman haklı olduklarını, her şeyin daha fazlasını bildiklerini veya en iyisi olmaları gerektiğini düşünürler. Narsist bireyler, ancak ilişkide oldukları kişi onların ihtiyaçlarını karşıladıklarında veya onlar için bir amaca hizmet ettiklerinde o kişiyle ilgileniyormuş gibi görünürler.

Aşağıda, narsist bir partnerin sahip olması muhtemel bazı ortak özellikler yer almaktadır: ( Bu özelliklerin kendilerini gösterme derecesi kişiye bağlı olarak değişebilir.)

  • Hak veya üstünlük duygusu
  • Empati yapamama
  • Manipülatif veya kontrol edici davranışlarda bulunma
  • Hayranlık ve onay için gereksinim duyma
  • Genellikle başkalarının ihtiyaçlarını göz ardı ederek kendi ihtiyaçlarını karşılamaya eğilimli olma
  • Eleştiriye açık olmama

Bir kişinin narsist bir partnerle başa çıkmak için yapabileceği şeyler nelerdir?

Eğer kendinizin bir narsistik ilişki içerisinde olduğunuzu fark ederseniz, öncelikle sizi böyle bir eş seçmeye yönlendiren bilinç dışı motivasyonlarınızı anlamak için çalışabilirsiniz. Nasıl bir ebeveynle yetiştiniz? İlişkide kontrolün eşinizde olması konusunda daha mı rahat hissediyorsunuz? Pasif olmak size iyi gelen bir şey mi? Devamlı alkışlanan, spot ışıkları altında olan biriyle olmak size değer mi katıyor? Bu yüzden narsistik bir ilişki içerisinde kendi rolünüz hakkında fikir sahibi olmak önemlidir. Ve bu dinamiği anladıktan sonra kendiniz değiştirmek için çalışmalara başlayabilirsiniz. Sizin değiştiğinizi gören narsist eşiniz de bu sayede ilişki tarzını değiştirmeye başlayabilir. Bunun yanı sıra eşinizin bu şişirilmiş, kendini beğenen, büyüklenmeci yapısının aslında içindeki kendinden nefret etme ve yetersizlik hislerini kapatmak için geliştirdiği bir savunma mekanizması olduğunu ve bunun kendisinin de farkında olmadığını anlarsanız, ilişki içerisinde kendisine şefkat gösterebilirsiniz. Tüm bunlar ışığında narsist eşinize sınır koymalı, kurban rolünden çıkmanız için kendi öz-değerinizi ve özgüveninizi geliştirmeniz gerekmektedir.

 Klinik Psikolog Sezen Sağlam

Kaynak: www.psychalive.org

Kişilik bozuklukları

DSM-IV e göre kişilik bozuklukları şöyle tanımlanmıştır. Kişinin içinde yaşadığı toplumda önemli ölçüde sapmalar gösteren sürekli bir davranış biçimidir, yaygındır ve esnekliği yoktur. Ergenlik ya da genç erişkinlik yıllarında başlar, zamanla kalıcı olur. Sıkıntıya ve işlevsellikte bozulmaya yol açar.

Kişilik bozukluğu kendini insanlar arası ilişkilerde gösterir. Yani kişilik bozukluğu olan birey topluma uygun davranışlar gösteremez, topluma uyum sağlayamaz. Kişilik bozukluğu olan bir kimse genellikle kendini çevreye değil, çevreyi kendisine uydurma yoluna gider.  Kişilik bozukluğu olan birey genellikle çevresi ile çatışık bir durumdadır. Bir kişinin kişilik bozukluğu sorununun olup olmadığını anlamak gerçekten zordur ve uzun bir süre çalışmayı gerektirir.

Kişilik bozuklukları birçok etkene bağlı olarak gelişebilir. Bunların en başında erken çocukluk döneminde anne-baba ile olan ilişkilerdir. Anne-babanın çocuğunu yetiştirirken sergiledikleri tutumlardır. Bunun yanı sıra kültürel faktörler, fiziksel çevre, merkezi sinir sitemi bozuklukları, beyin hastalıkları, biyolojik faktörler de kişilik bozukluklarının gelişmesinde etkili olabilir.

Kişiliğin çekirdekleri erken çocukluk döneminde oluşur. Kişiliğin gelişmesi ergenlik döneminin sonuna kadar devam eder. Yani kişilik çok uzun zamanda gelişir ve şekillenir bu yüzden değiştirilmesi zordur.

DSM-IV’e göre kişilik bozuklukları şöyle sıralanır;

A Kümesi (Paranoid, Şizoid ve Şizotipal Kişilik Bozuklukları)

B Kümesi (Antisosyal, Borderline, Histrionik veNarsisistik Kişilik Bozuklukları)

C Kümesi (Çekingen, Bağımlı, Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu)

D Kümesi(Başka türlü adlandırılamayan kişilik bozuklukları)

Paranoid Kişilik Bozukluğu

Başlıca özelliği başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk gösterme şeklindedir.  Bu bozukluk genç erişkinlik döneminde başlar ve değişik koşullar altında ortaya çıkar. Belirtiler tüm kişilik bozukluklarında oldugu gibi süreklilik gösterir, iş ve sosyal hayattaki işlevselliği önemli bir ölçüde etkiler.

Paranoid kişilik bozukluğuna sahip bireyler; yeterli bir temele dayanmadan başkalarının kendine zarar verdiğinden ve kendisini sömürdüğünden kuşku duyarlar, dostlarının veya iş arkadaşlarının kendine olan bağlılıkları ve güvenirlikleri üzerine kuşkuları vardır. Söylediklerinin kendilerine karşı zarar verici bir şekilde kullanılacağı hakkında yersiz korkuları olduğu için başkalarına sır vermek istemezler, sıradan sözlerden ve olaylardan aşağılandığı ve kendisine göz dağı verildiği şeklinde anlamlar çıkarırlar, süekli kin beslerler, haksız yere eşinin sadakatsizliği hakkında kuşkulara kapılırlar, karakterine ve itibarına saldırdığı yargısını taşır ve karşı saldırıda bulunurlar. Genelde resmi ve gergin olurlar, katıdırlar ve uzlaşma yoluna girmezler. kesinlikle birine bağımlı olmayı ya da birilerinden yardım almayı kabul edemezler, bu durum onlar için aşağılayıcı ve küçük düşürücüdür. güç sahibi olmaya ve kişilerin derecelerine aşırı önem verirler.Paranoid kişilik bozukluğuna sahip bireyler geçinilmesi zor kişilerdir. çünkü kişiler arası ilişkilerde güvensizdirler. Devamlı insanların kendilerine yaklaşmalarının altında bir çıkar olduğunu düşünürler, kendilerinin çok iyi olduklarına, hiç kimsenin onları sevmediklerine inanırlar.Yerleşik düşünceleri “insanlar olası düşmanlardır”, önde gelen davranışları ise “dikkatli olma” dır.Tüm kişilik bozukluklarında olduğu gibi, paranoid kişilik bozukluğunun tedavisinde de  kullanılan birincil yöntem psikoterapidir. Bazı durumlarda ilaç tedavsi de psikoterapi ile birlikte kullanılır.

Şizoid Kişilik Bozukluğu

Başlıca özelliği sürekli toplumsal ilişkilerden kopma ve başkalarıyla birlikte olunan ortamlarda duyguların anlatımında kısıtlı kalma örüntüsüdür. Bu bozukluk genç erişkinlik döneminde başlar ve değişik koşullarda  ortaya çıkar.

Şizoid kişilik bozukluğu olan kişiler, yakın ilişki kurmaktan ve topluma karışmaktan çekinirler. genelde yalnız yaşamayı tercih ederler, başkalarıyla birlikte olmaktan zevk almazlar, soğuk ve mesafelidirler. Eğlence ve aktivitelerden kaçınırlar, birinci derece akrabaları dışında yakın  arkadaşları ve sırdaşları yoktur. Yakın bir ilişkiye zorlanırlarsa, anksiyeteleri çok artabilir. Duygularını hiç bir şekilde belli etmezler, böylece etraflarında yoğun duygu yaşamazlarmıış gibi görünürler. Cinselliğe karşı ilgisizdirler, cinsel istekleri nadiren belirir ve bu yüzden genellikle evlenmezler. Konuşmaları yavaş ve tekdüzedir. Sorulara kısa ve net cevaplar verirler. Rekabetin olmadığı işleri tercih ederler, tek başlarına çalıştıklarında daha başarılı olabilirler. Genellikle tek bir konuya odaklanır ve başka bir şeyle ilgilenmezler. Şizoid kişilik bozukluğuna sahip bireylerin  yerleşik düşüncesi “benim bir dünyam olmalı” dır, önde gelen davranışları ise “toplumdan uzaklaşma” şeklindedir. Tüm kişilik bozukluklarında olduğu gibi, şizoid kişilik bozukluğunda da tedavi psikoterapidir. Bazı durumlarda ilaç tedavisi de psikoterapi ile birlikte kullanılabilir.

Şizotipal Kişilik Bozukluğu

Başlıca özelliği yakın ilişkilere girebilme becerisinde azalma ile belirli, toplumsal ve kişilerarası yetersizliklerin yanı sıra, bilişsel veya algısal çarpıklıkların ve alışılagelmişin dışında davranışların olduğu yaygın bir örüntünün olmasıdır.

Bu kişilerin davranışlarında, düşüncelerinde, konuşmalarında, gürünümlerinde ve duygularında birçok olağandışı özellik vardır. Zor ilişki kurabilen, anlaşılması güç tuhaf kişilerdir. Şizotipal kişilik bozukluğu olan kişilerin referans düşünceleri, batıl inançları, altıncı his, gaipten haber alma gibi inançları olabilir. olaylar olmadan önce bunları öngörebilecek ve başkalarının düşüncelerini okuyabilecek özel bir takım düşünceleri olduğuna inanabilirler. Duygulanımlarında iniş çıkışlar vardır. İnsanlarla düzgün ilişki kuramazlar. Yabancıların yanında genelde kendilerini gergn ve huzursuz hissederler. Yakın ilişkilere girerken rahatsızlık duyar ve zorlanırlar. Yakın arkadaş veya sırdaşları yoktur. Kendi hislerinin farkında değillerken, başkalarının ne hissettiklerine karşı çok ilgilidirler. Dış görünümleri garip ve farklıdır. Alışılagelmişin dışında hareket ve konuşmalar yapabilirler. Konuşmaları dağınık, soyut, anlaşılması zor, olağandışı olabilir. Ağır stres altında geçici, kısa süreli psikoz belirtileri yaşayabilirler. Çoğu zaman kuşkucudurlar. Çoğunda paranoid düşünce ve geçici psikotik belirtiler görülür. Kendine yabancılaşma hastanın hayatının bir parçası olmuştur. Toplumun %3’ünde görülür. Şizofreni yakınları olanlarda daha sık görülür. Tüm kişilik bozukluklarında olduğu gibi şizotipal kişilik bozukluğunda da tedavi psikoterapidir. Hastalığı ilerlemiş olanların hastaneye yatırılması gerekebilir. Depresif ve psikotik belirtilerin olduğu dönemlerde ilaç tedavisi de psikoterapi ile birlikte kullanılabilir.

Antisosyal Kişilik Bozukluğu

Antisosyal kişilik özelliğinin başlıca özelliği başkalarının haklarını saymama, sorumsuz davranma ve toplumsal kurallara uymamadır. Bu bozukluk psikopatlık veya sosyopatlık olarak ta adlandırılır.

Bu tür kişilik bozukluğu olanlar dışarıdan normal ve cana yakın kimseler olarak görülebilirler. Bu kişiler genellikle gergin, huzursuz, öfkeli, umursamaz, acımasız ve bencildirler. Antisosyaller sürekli suç işlerler, kanunlarla başları derde girer. Asla yaptıklarından pişman olup, vicdan azabı çekmezler. Aksine kötü bir davranışı sadece zevk aldıkları için bile yapabilirler. Çabuk sinirlenirler, sıklıkla kavga ederler saldırgan davranışlar sergileyebilirler. Hırsızlık, sahtekarlık gibi olaylara karışırlar, sonunu düşünmeden taciz ya da tecavüz olaylarına karışabilirler. Başkalarına zarar verdikleri gibi kendi bedenlerine de delici veya kesici aletlerle zarar verebilirler. Antisosyal kişiler sıklıkla bencil davranışlar sergilerler, eş duyumdan yoksunlardır, kendilerini her zaman haklı görürler.

Antisosyal kişilik bozukluğu olanların hayatta belirli bir amaçları yoktur. Bir işte uzun süreli çalışamazlar, hiç kimseye karşı sorumluluk ve bağlılık hissetmezler. iyi bir anne veya baba olamazlar, eşlerine veya çocuklarına şiddet uygulayabilirler.

Çocuklukta beyin disfonksiyonu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gösterenlerde antisosyal kişilik bozukluğu riski daha yüksektir. Bu bozukluk daha çok karışık ev ortamlarında ortaya çıkmaktadır. Yaşamın ilk 5 yılında anneden ayrı olan çocuklarda sosyopati görülme sıklığı fazladır. Bu yaşlarda ciddi yoksunluk yaşayan çocuklar ergenlik döneminde davranışlarını kontrol etmekte güçlük çekmekte, ilgi ve dikkat çekmeye çalışmakta, normal bir kaygı veya gerilim taşımamakta ve sosyal olgunluğa erişememektedirler.

Tüm kişilik bozukluklarında olduğu gibi antisosyal kişilik bozukluğunda da tedavi şekli psikoterapidir. Ayrıca kişilik bozukluğu ile birlikte depresyon ve anksiyete gibi durumlarda ilaç tedaviside kullanılmaktadır.

Borderline Kişilik Bozukluğu

Bu kişilik bozukluğu olan kişiler, duygularında, ilişki kurdukları kişilerle ve benlik imajlarında tutarsızdırlar. Hep bir sıkıntı, kriz ve boşluk içindedirler. bu kişilerde depresyon hali sıkça görülür, yoğun olarak terk edilme ve yalnız kalma korkusu yaşarlar. Yalnız kalmaya dayanamazlar, sağlam bir kimlik duygusu gelişmemiştir. Çok çabuk hayal kırıklığına uğrar ve çabuk sinirlenirler. Borderline kişilik bozukluğu olan kişilerde şizotipal, antisosyal, narsisistik ve histrionik kişilik bozuklukları da aynı anda görülebilir. Bu kişilerde kendilerine zarar verme, madde kötüye kullanımı, tıkınırcasına yemek yeme, intihar ve tehdit edici davranışlara sık sık rastlanır. Duygularında tepkisellik yoğun olarak görülür.

Borderline kişilik bozukluğunda erken anne-baba kaybı ve ani travmatik ayrılmalar önem taşır. Egoları güçsüzdür, bu nedenle anksiyeteyi tolere edemezler. Bu kişilik bozukluğu olan kişilerin ailelerinde, depresyon, madde kullanımı ve antisosyal davranış bozuklukları gibi psikopatolojik durumlara sık olarak rastlanır. Borderline kişilik bozukluğunda ilaç ve alkol kötüye kullanımı sıktır. Bazen bu sorunlar hastaneye getiren sebepler olur. Özellikle sınırda kişilik bozukluğu olan erkeklerde madde kullanımı daha sıktır.

Borderline kişilik bozukluğuna sahip bireyler gerçek ya da hayali bir terk edilmeden kaçınmak için çılgınca çabalar gösterirler. Yakın ilişkide oldukları kişileri, gözünde aşırı büyütme veya yerin dibine sokma gibi uçlarda gidip gelen gergin ve tutarsız davranışları vardır. Kendilerine zarar verme olasılığı yüksek olan en az iki alanda dürtüsellikleri vardır. (Örn. para harcama, cinsellik, madde kötüye kullanımı, pervasızca araba kullanma, tıkınırcasına yemek yeme) Kendilerini sürekli olarak boşlukta hissederler. Uygunsuz yoğun öfkeleri veya öfkelerini kontrol altında tutamama gibi durumları söz konusudur.

Borderline kişilik bozukluğuna erkelere oranla kadınlarda iki kat daha fazla rastlanır. Annesinde borderline kişilik bozukluğu olan çocuklarda daha sık görülür. Borderline kişilik bozukluğunun tedavisi psikoterapidir. Hasta ayakta tedavi olabileceği gibi daha ağır durumlarda hastanede kalarak tedavide görebilir. Duruma göre duygu durumunun dengelenmesi ve dürtü denetiminin sağlanabilmesi için ilaç tedavisi de uygulanabilmektedir.

Histrionik Kişilik Bozukluğu

Histrionik kişilik bozukluğu olan bireyler, rol yapıyormuş gibi, duygusal ve olumlu izlenimler bırakmaya çalışan, çok renkli, dikkatleri üzerine çekmeye çalışan ve başkalarını etkilemeye yönelik davranışta bulunan kişilerdir. duyguları, düşünceleri ve inançları sık sık değişir. Fakında olmadan karşılarındaki kişiyi taklit edebilirler. Stres altında gerçeği değerlendiremezler, hayal güçleri oldukça fazladır ve yaratıcı düşünürler. Engellenmeye, reddedilmeye ve düş kırıklığına gelemezler. Övgüye çok meraklıdırlar ve cinsel yönden kışkırtıcıdırlar. Kişisel ilişkilerinde iyi olsalar da derinlik ve süreklilik yoktur. Bu kişiler iç görüden yoksundurlar. Övgüye ve kabul görmeye doyumsuzdurlar. İlgi ve kabul göremediklerinde kaygı yaşarlar, bu durum onlarda değersizlik ve boşluk duygusu yaratır. Bir işi başarabilmek için yapamayacakları şey yoktur, sevgileri yüzeyseldir.

Histrionik kişilik bozukluğu olan kişiler, kendi başlarına pek hareket edemezler ve devamlı başkalarına bağımlılık duyarlar. Bu tip kişilerin altta yatan iki tane yerleşik düşünceleri vardır. “Ben yetersizim ve kendi yaşamımı kendim idame ettiremem” ve “değerli olabilmek için herkes tarafından sevilmeliyim” düşünceleridir. Kendilerine bakamayacakları düşüncelerinden dolayı sürekli ilgi arayışındadırlar. Sevimli olmak ve devamlı sevilen kişi olmak, dışlanmaya ve yalnız kalmaya karşı duyarlı olmalarına sebep olur. “Ya hep ya hiç” şeklinde düşünürler.

Kadınlara erkeklerden daha sık histrionik tanısı konmaktadır. Yaşlandıkça azalma göstermektedir. Diğer kişilik bozukluklarında olduğu gibi histrionik kişilik bozukluğunda da tedavi yöntemi psikoterapidir. Gelip geçici duygusal durumlar için ilaç kullanılabilmektedir.

Narsisistik Kişilik Bozukluğu

Narsisizm ve narsisistik kişilik bozukluğu birbirinden farklıdır ve ayrı değerlendirilmeleri gerekir. Narsisizm kişinin kendine duyduğu cinsi arzu yani kabaca kişinin kendisine aşık olması anlamına gelmektedir. “Ayna ayna söyle bana benden daha güzel var mı bu dünyada” sözü narsisizmin simgesi olmuştur. Yani herkes onlara hayran, onlar ise saece kendilerine hayrandır. Kendini beğenen, başka insanların yaşadıklarına ve yaşattıklarına duyarsız kalan, insanlara kıskançlık duyan ve kendini sürekli ön plana çıkarmaktan zevk duyan insanlar narsisistik olarak tanımlanırlar.

Narsisistik Kişilik Bozukluğu olan kişiler başkalarının düşünce veya isteklerine gerekli ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Üstünlük duygusu, beğenilme gereksinimi, hayranlık beklentisi ve empati yapamama narsisistik kişilik bozukluğu’nun temel özellikleridir. Bu kişiler kendileriyle çok meşgul gibi görünseler de aslında kendilerini yüzeysel, değersiz ve aşağılık hissetme eğilimi içindedirler. NKB olan kişiler eleştirilere katlanamazlar, insanları kendi amaç ve istekleri doğrultusunda sömürürler. Diğer insanlara karşı ilgi ve empati yoksunluğu sergilerler. Empati yani başkalarının ne hissettiğini anlama yetenekleri gelişmemiştir.kişiler arası ilişkileri bozuktur, devamlı ilgi, beğeni ve onay beklerler. Beklentileri karşılanmayınca kırılganlık, bunaltı ve çökkünlük ortaya çıkar. Her şeyin en iyisinin kendisinde olmasını isterler. Başkalarına karşı yoğun kıskançlık hissederler, kendini beğenmiş ve kibirlilik duyguları kabarıktır.

Bu kişiler yürekten ve derinden bir üzüntü duyamazlar, yani yas yaşayamazlar. Olumsuz durumlar narsisistik kişileri fazlaca öfkelendirir veya önüne geçilemez bir intikam duygusu oluşturur. Bu kişilik bozukluğuna sahip bireyler yaşlılıkta güçlük çekerler. Narsistler yapılan eleştirilere, bir yarışta kaybetmeye, başarısızlığa ve hata yapmaya karşı aşırı hassastırlar, bu durumda kendilerini aşırı değersiz, incinmiş ve küçük düşmüş hissederler. Bu nedenle eleştiriye karşı aşırı öfkelenirler. Narsistler için başarısızlık rekabet içeren bir ortamda birinci, önde gelen ya da tercih edilen kişi olmamak anlamına gelebilir.

Narsist kişiler kendini seven değil, aslında kendinden nefret eden kişilerdir. Kendilerini sevmedikleri gibi diğer insanları da gerçekten sevemezler, sevme kapasiteleri yoktur. Yapaydırlar, çıkarlarını sevmektedirler ve koşullu sevmektedirler. Duygusal ilişkilerine bakıldğında, gerçek bir yakınlığı içeren ilişkilere giremez veya sürdüremezler. Narsist kişiler için yakın ilişkiler, insanlardan ve kendilerinden sakladıkları yaralı, boş ve değersiz hissettikleri gerçek benliklerinin açığa çıkma ve fark edilme riskini taşır, bu yüzden yakın ilişki kurmaktan kaçınırlar.

Narsisitik kişilerin terapiye gelme nedenleri genelde yaşadıkları ve tarif etmekte güçlük çektikleri, derin bir boşluk, can sıkıntısı, anlamsızlık, tatminsizlik, umutsuzluk veya karamsarlık hisleridir. Bu hislerini bastırmak ve içsel boşluklarından kurtulmak için narsistler çeşitli şekillerde eyleme vurma davranışları gösterebilirler. Narsistlerin eyleme vurmaları; gelişigüzel ilişkiler, anlamsız veya sapkın cinsel etkinlikler, alkolizm, iş koliklik, aşırı başarı hissi, madde kullanımı, ideolojik, dinsel ve grupsal fanatizm olarak sıralanabilir.

Narsisistik kişilik bozukluğu kronikleşme eğilimi taşır ve tedavisi zor bir durumdur. Tedavi yöntemi psikoterapidir.

Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu

Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğunda temel olarak inatçılık, ısrarcılık, aşırı düzenlilik, titizlik, kararsızlık ve katılık bulunur. Bu kişiler yaptıkları işin geneline ve amacına değil ayrıntılarına takılırlar. Mükemmelci bir davranış içerisindedirler ve aşırı mantıklıdırlar. Duygularını ifade etmekte zorluk çekerler, genelde resmidirler, yakın arkadaşları veya dostları yoktur ya da çok azdır. OKKB olan kişiler ahlaki konulara aşırı önem verirler. Toplumsal kurallara karşı aşırı duyarlıdırlar. Sorumluluk duygları aşırı gelişmiştir, genelde hata yapmaktan ve yanlış anlaşılmamaktan dolayı karar vermekte zorlanırlar. Düzen ve detaylarla çok fazla ilgilendikleri için genelde insanları kendilerinden uzaklaştırırlar. Otoriter bir tutumları vardır.

OKKB olan kişiler, cimridirler, evlerindeki eski ve gereksiz eşyaları bir türlü ellerinden çıkaramazlar. Evlerinin, işyerlerinin temizliği için ciddi olarak zaman harcarlar. Obsesif-kompulsif özelliklerle, obsesif-kompulsif kişilik bozukluğunu ayrımının yapılabilmesi için, kişinin iş ve sosyal işlevselliğinde önemli bozulmaların olup olmadığına bakılır.

Ana babanın aşırı mükemmeliyetçi ve detaycı tavırları ileride çocukta obsesif-kompulsif kişilik bozukluğunun ortaya çıkmasına sebebiyet verebilir. Obsesif-kompulsif kişilerde genç yaşta depresif bozukluklara sıklıkla rastlanır. Kadınlara oranla erkeklerde daha sık görülmektedir. Bu bozukluğun gidişi kişiye göre değişkenlik gösterir, yaş ilerledikçe hastalık şiddetlenebilir. Tedavi şekli psikoterapidir, şiddetli olanlarda ilaç tedavisi de uygulanabilir.

Çekingen Kişilik Bozukluğu

Çekingen kişilik bozukluğu olan kişiler, aşağılık kompleksine sahiptirler. Aslında arkadaşlık kurmaya isteklidirler, fakat eleştirilmekten korktukları için ilişkilerinde hep çekingen ve utangaç davranırlar, bu yüzden toplumdan kopuk ve yalnızdırlar. İlişkilerinde aşağılanmaktan çok korkarlar ve bu yüzden duygularını açığa vuramazlar. Kendilerine güvensizdirler ve bunu başkalarıyla olan ilişkilerine de yansıtırlar. Çekingen kişilik bozukluğu olan kişiler, huzursuz, gergin ve tasalıdırlar. Kendilerini işe yaramaz ve değersiz olarak görürler, başkalarına bağlanamazlar ve reddedilmeye karşı aşırı duyarlıdırlar.

Çocuklukta ve ergenlikte oluşan çekingenlik ve yabancı korkusu bu kişilik bozukluğunun temelini oluşturur. Kadınlarda daha fazla görülür. Annelerinde çekingen kişilik bozukluğu olanlarda daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Bu kişilerin hastalıkları boyunca sosyal fobileri gelişir.

Tedavi şekli psikoterapidir.

Bağımlı Kişilik Bozukluğu

En önemli özeliklerinden biri kendilerine güvenmemeleridir. Kendi başlarına karar veremezler. Kişiler arası ilişkilerinde uzlaşıcı  ve çok fazla verici davranırlar. Kabul görmek ve onaylanmak için sıcakkanlı ve uyumlu davranırlar. Kendilerini olduklarından daha fazla aşağı görürler. Kendi görüşlerini savunmaktan ve sorumluluk almaktan kaçınırlar. kendilerine bakamayacaklarını düşündükleri için tek başlarına kaldıklarında rahatsızlık ve çaresizlik hissederler.

Bağımlılık histrionik ve borderline kişilik bozukluklarında da vardır. Fakat bağımlı kişilik bozukluğu  gösteren kişi bağımlı oldukları kişiyle kalıcı bir ilişkiye sahiptirler. Diğer bozukluklarda bu durum nadiren görülür. Kadınlara erkeklerden üç kat daha fazla bu bozukluğa rastlanır. Bu kişilik bozukluğuna sahip bireyler yalnız kalmamak ve bağlantıyı devam ettirmek uğruna fiziksel ya da psikolojik her türlü kötü kullanıma katlanabilirler.