Category Archive : Evlilik ve İlişkiler

Eşlerinizin, ebeveynleriniz ile geçinmesi zordur ve her zaman mümkün de olmayabilir. Eğer karınız ve anneniz çatışıyorsa, evliliğinizin zarar görmemesi için yapmanız gerekenler.

  • Karınızı dinleyin

Bir insanın hayatta kazanabileceği en büyük yeteneklerden biri nasıl dinleyeceğini öğrenmesidir. Karınız ve anneniz arasında açıkça bir sorun olduğunda ilk önce karınızı dinlemelisiniz. Sorunun ne olduğunu anlamaya çalışmalı ve onu, onun bakış açısından anladığınızdan emin olmalısınız. Sorun hakkında kendi fikriniz olabilir, ancak öncelikli olarak karınızın bakış açısını anlamanız gerekir.

  • Karınızın sınır çizmesine yardımcı olun

Örneğin; annenizin çat kapı devamlı gelmesinden dolayı karınız stresli hissediyorsa, eşinizin sınır çizmesine yardımcı olun. Sınırlarınız ne olursa olsun, evliliğiniz için yapabileceğiniz en sağlıklı şeylerden biri de orijinal aileniz ile ilişkiniz açısından sınırları belirlemektir. Bu, onlardan nefret ettiğiniz anlamına veya onları asla görmek istemediğiniz anlamına gelmez, sadece karınıza öncelik vermiş olursunuz, böylelikle de mutlu bir eşe ve mutlu bir yaşama sahip olabilirsiniz.

  • Eşinize, sizden beklentilerinin neler olduğunu ve neye ihtiyacı olduğunu sorun

Bunu tahmin etmeye çalışmayın, kendisine sizden neler istediğini, neler beklediğini sorun ve isteklerini yapmaya çalışın.

  • Annenizle ikiniz için de konuşun

Karınıza, annenizle bir sorun yaşadığınızda “bunu anneme sen söylemelisin” demeyin. Annenizle ikiniz için, bire bir veya çift olarak konuşmak ilişkiniz için daha sağlıklı olacaktır. Bu, kendiniz için yaşadığınız durumun sahibi olduğunuz ve bu durum içerisinde karınızla aynı yerde olduğunuz anlamına gelir.

  • Eşinizle anneniz arasındaki ilişkinin ortasında kalmayı reddedin.

Aralarındaki herhangi bir anlaşmazlığa aracılık etme ya da farklı bakış açılarını yorumlama niyetinde olmadığınız açıkça belirtiniz. Kendiniz için sınırlar koymak, sizi günlerce sürebilecek kederden kurtarabilir .

  • Erkekler, karınıza annenizden daha fazla öncelik vermelisiniz.

Çoğu erkek bunu yapamıyor. Anneyle olan göbek bağı kesin ve kararlılıkla kesilemiyor. Evlendiğiniz zaman, karınıza kararlı bir şekilde öncelik vermeli ve bunu annenize iletmelisiniz. Bunu belki de bir olay yaşadığınızda açıklığa kavuşturabilirsiniz.  Anne “seni çok seviyorum, ama şimdi evliyim ve ……. hayatımın bir numaralı kadını olmalı” diyebilmelisiniz. Bu belki annenizi acıtabilir ama açık olmak sonrası için iyi olacaktır.

  • Bir kızın kalbini kazanmak sadece evlilik ile bitmez.

Evlendiğinizde, eşiniz orijinal ailenizden daha öncelikli ve tercih edilen olmalıdır. Öncelikli ve en önemlisi olduğunu anlaması önemlidir ve ailenizle yeni sınırlar oluşturmanız önemlidir. Annene karının önce geldiğini açıkladığında, muhtemelen daha iyi anlaşacaklardır, çünkü senin için rekabet etme ihtiyacını ortadan kaldırmış olacaksınız.

  • Eşinizle ve annenizle ayrı ayrı kaliteli zaman geçirin.

Açıkçası, her şeyin bir aile olarak birlikte yapılması gerekmiyor. Açıkçası, eşinizle özel zaman geçirmek daha kolay olacaktır. Ancak annenizle (ebeveynlerinizle) birebir ilgilendiğinizden de emin olun, böylece büyüdüğünüz aile ile süreklilik sağlamış olursunuz.  Çünkü köken ailenizle paylaştığınız her şeye saygı gösterilmesi gerekiyor. Bir eşin(karı/koca) sadece ailenizden hoşlanmadığı için ailenizle birlikte olma ihtiyacınızı ve arzunuzu kabul etmemesi, kök ailenizle teması sınırlamak için asla yeterli bir neden değildir.

Buradaki asıl mesele, herkesten önce en fazla evliliğinizin ilgiyi hak ettiğidir. Öncelikli olarak karınızla olan ilişkinizdir ve bu ilişkinin sağlıklı olmasıdır. Evliliğinize bu hakkı verdiğinizde, diğer tüm ilişkiler kendi kendine yoluna girecektir.

Evlilik öncesi danışmanlık, çiftlerin evlenmeye hazırlanmalarına yardımcı olan bir terapi şeklidir. Evlilik öncesi danışmanlık, eşlerin güçlü ve sağlıklı bir ilişkilerinin olmasını sağlamaya yardımcı olur,çiftlere istikrarlı ve tatmin edici bir evlilik için daha iyi bir şans verir. Bu tür bir danışma aynı zamanda evlilik sırasında sorun yaşanmasına sebep olabilecek zayıflıkların belirlenmesine de yardımcı olur.

Evlilik öncesi danışmanlık genellikle evlilik ve aile terapisti olarak bilinen terapistler tarafından verilir.

Evlilik öncesi danışmanlık eğitseldir, geliştiricidir ve önleyicidir. Evlilik öncesi danışmanlık, çiftlerin evlilik öncesinde ilişkilerini geliştirmelerine, birbirlerini ve kendilerini daha iyi anlamalarına ve tanımalarına olanak sağlar. Evlilik öncesi danışmanlıkta, para ile ilgili konular, iletişim becerileri, inançlar ve değerler, evlilikte roller, cinsellik, çocuk sahibi olma isteği, aile ilişkileri, karar verme becerileri, öfke ile başa çıkma, birlikte zaman geçirme gibi konular üzerine çalışılabilir.

Evlilik öncesi danışmanlık, evlenecek çiftlerin iletişim kabiliyetlerini geliştirmelerine, evlilik için gerçekçi beklentiler belirlemelerine ve çatışma çözme becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur.

Kendi değerlerinizi, düşüncelerinizi ve geçmişinizi bir ilişkiye getirdiğinizi ve her zaman birbirinizle uyuşmayabileceğinizi unutmayın. Örneğin, aile sistemleri ve dini inançlar çok değişkendir. Pek çok çift, ilişki ve evlilik içerisinde etkili olan anne-babasıyla ve diğer rol modelleriyle çok farklı bir gelişim yaşamıştır. Birçok insan evlendiğinde sosyal, finansal, cinsel ve duygusal ihtiyaçlarını daha rahat karşılayacağına inanır fakat bu her zaman böyle olmayabilir. Siz ve eşiniz evlilik öncesinde aranızdaki farkları ve beklentileri tartışarak, evlilik sırasında birbirinizi daha iyi anlayabilir ve destekleyebilirsiniz.

Evlilik öncesinde ihtiyaç duyduğumuz temel hazırlık aslında pratik değil psikolojiktir. Evlilik öncesi danışmanlık ile geçmişinizin geleceğinizi nasıl etkilediğini analiz edersiniz. Bir dereceye kadar hepimiz çevremizin ve tecrübemizin ürünleriyiz. Evlilik öncesi danışmanlık, sizden, büyürken gördüklerinize veya geçmişte yaşadıklarınıza dayanarak evlilik hakkında herhangi bir izlenim oluşturup oluşturmadığınızı anlamanızı isteyecektir. Evlenmeden önce geçmiş dinamiklerden ve ilişkilerden bahsetmek, bunları irdelemek ve anlamak, insanların daha bilinçli, sağlıklı seçimler yapmalarını ve daha sağlıklı şekillerde ilişki kurmalarını sağlar.

Evlilik öncesi danışmanlık, bir çifte evlendiklerinde ne gibi sorunlarla karşılaşabileceğini görme fırsatı sunar. Her iki tarafın da geçmişlerine bakmalarını, ilişkiye hangi dinamikleri getirebileceklerini ve nasıl başa çıkacaklarını, yaşamın yeni bir evresine girerken yaşayabilecekleri sorunlarla en iyi nasıl baş edebileceklerini düşünmelerini sağlar.

Sağlıklı bir ilişkiye sahip olmak aslında sandığınızdan daha kolaydır. Evliliğin iyi olması ve kötü olması tamamen çiftlerin uzlaşabilmeleri ile ilgilidir. Eşler genellikle şöyle düşünür “değişmesi gereken kişi eşim, ben değil”. “Haksız olan o, ben haklıyım.” Bu yanlış bir zihniyettir aslında. Bir insanı değiştirmek çok zordur, hatta imkânsızdır. Dolayısıyla evliliklerde de herkes kendini değiştirmekten sorumlu olmalıdır, eşinizi değiştirmeyi unutmalısınız. Evlilik karşılıklı etkileşimdir. Karşı taraf size karşı hoşlanmadığınız bir davranışta ya da söylemde bulunuyorsa, öncelikle bakmanız gereken sizin buna nasıl katkı sağladığınızdır. Bu yazıda amaç kocaların, karılarıyla iyi gitmeyen ilişkilerinde neler yapabileceklerine dair tavsiyelerde bulunmaktır.

Peki neler yapılabilir?

1-Dinleyin ve sorular sorun: Karınız size bir şey anlatıyorken, onu can kulağı ile dinleyin ve anlamaya çalışın. Sadece size neyi aktarmaya çalıştığına odaklanın. Bunun bir bilmece olduğunu düşünün ve cevapları da zaten anlatılanın içinde olacak. Eğer anlamadıysanız, sorular sorun, eşinizin bakış açısını anlamaya çalışın. Bunun için dinleyin ve sorgulayın. Çünkü genelde eşler birbirlerine söyledikleri şeyi evet duyarlar ama anlamazlar. Sadece tartışmanın üstesinden gelmeye çalışırlar. Unutmayın ki; kadınlar anlatmak, konuşmak isterler ve anlaşıldıklarını görmek isterler.

2-Ona hediye almak yerine, onunla anı biriktirmeye çalışın: Evet, çoğu kadın mücevherleri sever, ama aynı zamanda eşiyle birlikte anı biriktirmeyi de sever. Eşinize olan sevginizi bir yüzük veya kolye satın alarak anlatmak yerine, ikinizin birlikte keyif alabileceği bir etkinlik planlayarak ta anlatabilirsiniz. Mesela dans dersleri almak, birlikte yemek kurslarına gitmek, fotoğraf çekmek, birlikte eğlenebileceğiniz bir konsere gitmek gibi. Aslında etkinliğin ne olduğu değil, o şeyi birlikte yaptığınız gerçeği onu özel yapan şeydir. Birlikte bir şeyler yapmak satın alabileceğiniz herhangi maddi bir şeyden daha büyük bir bağ oluşturacaktır aranızda.

3-Onların rahatlaması için bir şeyler yapın: Bazen her şeyin etrafımızda dönmediğini unutuyoruz. Karınız bazen sizinle ilgisi olmayan bir şeylere üzülebilir, kendisini üzerindeki sorumluluklar yüzünden stresli hissedebilir, yorgun hissedebilir. Eğer onu yoran çocuklarsa, siz çocukları alıp bir yerlere götürebilir onları oyalayabilirsiniz ve eşiniz de bu sırada kendisine vakit ayırabilir. Eğer yorgunsa ona bir masaj satın alabilirsiniz veya siz yapabilirsiniz. Burada önemli olan şey onun ruhunu ve bedenini biraz rahatlatmasına olanak tanımaktır.

4-Konuşmadan önce düşünün:  Bazen herkes gibi sizde bir şeylere üzülebilir, stresli veya öfkeli olabilirsiniz. Bu eşinizle ilgili olabilir veya olmayabilir. Böyle durumlarda bazen eşimize söylemememiz gereken şeyleri söyleriz ve sonrasında çok geç kalmış oluruz. Söylenmesinin kötü olacağını bilirsiniz ama söylersiniz. Böyle durumlarda özellikle tartışmalarda, bir şey söylemek üzereyken, sadece derin nefes alın, kendinize “bunu söylemem duruma ne fayda sağlayacak” diye sorun. Kısacası düşün,konuş ve mutlu ol.

5- Harekete geçin: Bu en önemli adımdır. Yapılması gereken bir şeyler varsa bunları sana söylenmeden önce yap. Bulaşıkları yıkamak, çöpü atmak, duvara asılacak bir tabloyu asmak vb. şeyler. Yapılacak şeyleri ertelemeyin ve harekete geçin. Göreceksiniz ki birkaç hafta sonra eşiniz bunları gördükçe daha mutlu olacak, sizi takdir edecek, size teşekkür edecek. Ve takdirini göstermek için o da daha çok şeyler yapmaya başlayacak.

Bunların hepsini yapmak mutlu bir evliliğe giden adımlardır, bunları günlük yaşamınıza uygularsanız emin olun ki evliliğiniz doğru ve mutlu bir yöne gidecektir. Kendiniz ve ilişkiniz hakkında daha iyi hissetmeye başlayacaksınız. Daha iyi bir ilişki için eşinize ve kendinize taahhütte bulunmanız gerekir. Bunları birkaç gün yapmakla her şeyin düzeleceğini sanmayın, tabi ki istikrarlı bir şekilde devam etmek gerekir. Dinlemeyi, düşünmeyi ve harekete geçmeyi unutmayın.

 

Anne-oğul ilişkileri gerçekten de karışıktır. Sağlıklı ve sağlıksız yapıda anne-oğul ilişkileri vardır. Bebek doğduğunda annenin bakımına, annesinin onu beslemesine, ihtiyaçlarını karşılamasına ve en önemlisi de sevgisine muhtaçtır. Oğul büyürken bir yandan dünyayı öğrenir, bir yandan da bağımsızlığını tesis eder. Bunlar gerçekleşirken tabi ki annesinin sevgisine, ilgisine, desteğine, bakımına ihtiyaç duyar. Fakat bir annenin, oğlunun adına tüm kararları vermesi, ihtiyaç duysun duymasın her şeyini karşılaması, onun gelişimine uygun yaşam becerileri geliştirmesine izin vermemesi ve devamlı kontrol eden bir yapıda olması onun bağımsızlaşmasını önemli ölçüde zorlaştırır. Bu sağlıklı bir anne-oğul ilişkisi değildir. Bir çocuğun kararlarını verirken devamlı annesinden destek beklemesi de sağlıklı bir ilişki değildir.

Bu sağlıksız ilişkiler sadece anne-oğul üzerinde değil, çevrelerinde sahip oldukları diğer ilişkileri de bozar. Yetişkin bir oğulun iş ilişkilerini, özel ilişkilerini, sosyal ilişkilerini de olumsuz yönde etkiler. Eğer bir oğul evlendikten sonra da eşinden önce annesine öncelik veriyorsa, bu sağlıksız bir ilişkidir. Böyle bir durumda yetişkin oğul, annesine öncelik vermediği için, annesinin beklentilerine karşılık vermediği için suçluluk, pişmanlık ve vicdan azabı vs. hissedebilir. Böyle bir sağlıksız anne-oğul ilişkisi, yetişkin oğulun evlilik ilişkisini de bozar.

Bazı anneler vardır ki aşırı korumacıdırlar. Oğullarını bırakmakta zorlanırlar. Oğullarının kendi hayatlarını kontrol etmelerine izin vermezler. Kendi sorumluluklarını üstlenmelerine engel olurlar. Oğulları evlendiklerinde gelinlerinin, oğullarına nasıl baktıkları konusunda merakta olurlar ve müdahalede bulunurlar.

Anne-oğul ilişkilerinin büyük bir kısmı oğlu daha bebek iken ve büyürken onunla kurduğu ilişkilerden ve sonrasında yaşanmış bir takım durumlardan kaynaklanır. Eğer annenin, kendi eşiyle sağlıklı bir ilişkisi yoksa, eşinden yeteri derecede duygusal olarak destek alamıyorsa veya eşi ölmüş ise o zaman bir erkek olarak en yakınında olan oğluna dönmesi kendisine doğal gelebilir. Örneğin, belki çocuğun babası küçükken annesinden ayrıldı ve erkek çocuk annesinin sahip olduğu tek şeydi. Ya da belki babası öldü ve o da her zaman annesi için üzüldü ve babasının orada olmamasını telafi etmeye çalıştı. Belki babası annesine çok kötü davranıyordu ve kendisi de bu boşluğu alması gerektiğini düşündü. Tabi ki anne de oğlunun tüm bu rolleri almasına izin verdi.

Bazen şöyle bir şeye de rastlanabilir, anne kendi çocukluğunda almış olduğu duygusal yaraları çocukları ile sarmaya çalışır. Eğer ilgisiz ve sevgisiz büyümüş ise bu ihtiyaçlarını patolojik bir şekilde çocukları üzerinden karşılamaya çalışır. Bu da çocuklarına karşı bağımlı bir ilişki geliştirmesini sağlar.

Anne-oğul arasındaki bu sağlıksız ilişki türü oğlunun evliliğinde problemler yaşamasına sebebiyet verir. Yetişkin oğulun eşi, her zaman kendisini kayınvalidesi ile rekabet etmek zorunda hissedebilir. Kayınvalide bu sağlıksız ilişki dolayısıyla, gelinini kendisine rakip olarak görebilir, oğlu elinden alınmış gibi hissedebilir. Tüm bunlarda yetişkin oğulun eşiyle ilişkisini etkiler ve mutsuz bir evliliğe sebebiyet verir.

Genelde erkekler, bir sevgili bulduklarında veya evlendiklerinde anneleri ile nasıl bir ilişki kuracaklarını bilmiyorlar ve çoğu zaman anne-oğul ilişkisi, bazı durumlarda boşanma noktasına kadar evlilik üzerinde büyük bir etkiye sahip oluyor.

Sağlıksız anne-oğul ilişkisine örnekler;

  • Sağlıksız ilişki: Oğlum her zaman beni görmekle yükümlüdür ve beni tüm planlarının önüne koymalıdır.
  • Sağlıklı ilişki: Oğul annesini görmek istiyorsa eğer planları içine alır ve annesi ile uygun bir zaman için randevulaşır.
  • Sağlıksız ilişki: Erkek çocuk, annesini hayal kırıklığına uğratır ve istediği şeyi yapmazsa annesinin kendisine kızacağından veya onunla konuşmayacağından korkar.
  • Sağlıklı ilişki: annesini üzeceğini bildiği bir şeyi söylemek zorunda kalsa bile bunu söylemekte açık olmalıdır. Çünkü annesinin bunun üstesinden gelebilecek bir yapıda olduğunu bilir.

Evliliklerde, sağlıksız anne-oğul ilişkilerinden kaynaklanan problemler çözülebilir. Yapılması gerekenler;

1- Bir sorun olduğunu kabul etmek ve hem bireysel hem de çift olarak bir psikoterapistle görüşerek bu sorunların üstesinden gelme konusunda yardım almaktır.

2- Sınırları belirlemek ve ilk başta küçük küçük adımlar atarak bu sınır ihlalini ortadan kaldırmaya çalışmak gerekir.

Tabi ki bir anne oğulun sağlıklı bir şekilde yakın bir ilişkisinin olması kötü değildir. Aksine annesiyle yakın ilişkileri olan, iyi bir iletişimi olan erkek evlatlar, duygularını daha iyi ifade etmeyi ve anlamayı öğrenirler. Fakat geçilmemesi gereken bir çizgi vardır buna dikkat edilmelidir. Bizim burada bahsettiğimiz ilişki bağlı değil, bağımlı bir ilişkinin sağlıksız olduğudur.

Annelere birkaç tavsiye;

  • Oğullarınızın tercihlerine ve sınırlarına saygı duyarak, onları sevmek ve hayatlarına dahil olmak, onlar büyüdüklerinde de sağlıklı ve yakın bir ilişki kurmanıza yardımcı olur.
  • Güçlü ve de hassas bir oğul yetiştirmek için onu boğmadan, onun sınırlarını ihlal etmeden ona yakın durun.

Evlilik, yaşantıları ve kültürel yapıları farklı olan iki ayrı bireyin aynı zamanı ve mekanı paylaşmasıyla oluşan bir partner ilişkisidir. Aslında bir bakıma kadın ve erkeğin birlikte yaşamaya dair yaptığı bir anlaşmadır. Evlilik ilişkisinin temelinde saygı, sevgi, güven ve bağlılık duyguları yatar. Evliliğin temelindeki bu duygular ne kadar sağlıklı ve sağlamsa, evlilikte o denli sağlıklı olur. Bunun yanı sıra evlilikten beklentiler, evlenilecek kişiden beklentiler, farklılıklar ve tüm bunların farkında olmak vs. evliliğin uzun ömürlü olmasında çok önemlidir. Herkes mutlu olmayı hayal ederek evlenir, aslında kişi yaptığı seçimlerle evliliğindeki mutluluğu ve mutsuzluğu belirler. Evlilikte şüphesiz aşk ve cinsel çekim çok önemlidir fakat evliliğe karar vermeniz sadece bunlara bağlı olmamalıdır.

  • Evliliğinizi aileleriniz onaylıyor mu? Evlilik iki kişi arasında oluyor olsa bile ailelerinde evlendiğini unutmamak gerekiyor. Biz anlaştıktan sonra aileler önemli değil düşüncesi doğru değil.
  • Partnerinizin ailesi ile özellikle annesi ile ilişkisi nasıl? Bağlı mı bağımlı mı? Aileyle olan ilişkiler kişinin evliliğinde de belirleyici oluyor. Ailesini seven ve saygı gösteren kişi eşine de saygı duyar ve genelde iyi eşler olurlar. Patolojik olan kişinin ailesine özellikle de annesine bağımlı olması. Bu durumda evlilikte sıkıntıların yaşanması kaçınılmaz olur.
  • Arkadaşlarınız evliliğinizi onaylıyor mu?
  • Sık sık kavga ediyor veya ayrılıyor musunuz?
  • Kavga ve çatışmalarınızı nasıl çözümlüyorsunuz?
  • Kavga ve ayrılıklarınızın süresi ne kadar oluyor?
  • Onunla birlikteyken kendinizi güvende ve anlaşılmış hissediyor musunuz?
  • Birlikteliğiniz süresince şiddetin herhangi bir türüne maruz kaldınız mı?
  • Alkol ve madde kötüye kullanımı var mı?
  • Birlikteliğiniz yeterince sizi doyuruyor mu? Paylaşımlarınız yeterli mi?
  • İlişkinizde aldatma var mı?

Dolayısıyla evlenmeden önce bu sorulara verdiğiniz cevaplar doğru bir seçim yapıp yapmadığınız konusunda size fikir veriyor olacaktır. Bunun yanı sıra evlenmeden önce eğer çatışmalar, kavgalar, kararsızlıklar yaşıyorsanız ve çözemiyorsanız bir evlilik danışmanından yardım alabilirsiniz.

Bazı evlilikler mutlu bir şekilde sürerken, bazı evlilikler boşanmayla sonuçlanabiliyor. Evliliklerin boşanmaya doğru gitmesinin altında ekonomik nedenlerden daha çok ilişkisel nedenler yatıyor. Ekonomik krizlerden kaynaklı sorunlar çiftler arasında sonuç bulabiliyorken, ilişkisel nedenlerden kaynaklı sorunların çözülmesi daha güç oluyor ve bir uzman yardımı gerektirebiliyor.

Evlilikleri freni patlamış bir araba gibi boşanmaya götüren nedenleri şöyle sıralayabiliriz,

Tartışmalara Sert Bir Şekilde Başlangıç Yapmak

Çiftlerden biri aralarında çıkan tartışmaya direk suçlayarak ve eleştirerek başlayabiliyor ve bu şekilde başlandığında tartışma kavgaya dönüşebiliyor. Tabi bu durumun yaşanması hemen boşanılacağı anlamına gelmiyor, fakat ardından başka yıkıcı adımların atılmasına sebebiyet veriyor.

Partneri Sürekli Eleştirme

İlişki içerisinde partneriniz hakkında bir takım yakınmalarınız mutlaka olacaktır. Fakat yakınmayla eleştiri arasındaki farkı doğru bir şekilde kavramak gerekir. Yakınma belirli bir davranış üzerinde odaklanır, eleştiri ise suçlama ve genel karaktere yönelik saldırıyla durumu daha kötü bir hale sokar.

Aşağılama ve Hor Görme

Eşlerden biri yalnız veya kalabalık ortam gözetmeksizin eşiyle alay eder, başkalarıyla kıyaslar, başarılarını önemsemez, eşine onur kırıcı bir şekilde davranır, başkalarının yanında hakarete varacak şekilde takma adlar takar. Kısacası eşini takdir etmez ve önemsemez. Bu tutumlar kaçınılmaz olarak uzlaşma yerine daha fazla çatışmaya yol açar.

Savunmacı Tavır

Ortada yanlış bir davranış veya yanlış alınmış bir karar vardır. Bu duruma neden olan partner kendini agresif bir şekilde savunmaya geçer, karşı tarafa saldırır ve özür dilemez. Aksine karşı tarafı suçlayarak “sorun bende değil sende “ der. Savunmacılık çatışmayı tırmandırır ve durumu daha da çıkmaza sürükler.

Araya Duvar Örme

Tartışmaların sert başlayıp giderek artan bir hor görmeye ve kendini savunmaya yol açtığı evliliklerde, en sonunda eşlerden biri iletişimi keser. Kişi iletişimi keserek bedenlerinde ki yoğun stresi azaltmaya çalışır ve araya duvar örer. Tartışma esnasında araya duvar ören eş göz kontağını keser, hiç bir şey demeden durur, söylenenleri duysa bile hiç tepki vermez veya bulunduğu yeri terk eder. Diğer eş ise bu durumu bir tepki olarak algılayarak tartışmayı daha da alevlendirir. Bu durumun sıkça yaşanması evliliği boşanmaya götüren nedenlerdendir.

Dolup Taşmak

Eşin olumsuz tavrı, eleştirileri, hor görmeleri vs. karşı tarafın iyice bunalmasına sebebiyet verir ve kişi hem fizyolojik olarak hem de duygusal olarak dolup taşma noktasına gelir. Kişi bu durumla sıkça karşılaşmaya başlayınca kendini korumak adına araya duvar örerek kendisini duygusal olarak ilişkiden kopartmış olur. Bu durumun sıkça yaşanması da boşanmalara sebebiyet verir.

 

Başarısız Onarma Girişimleri

Tartışma esnasında veya sonrasında çiftlerin durumu telafi edebilecek bir özürde bulunmamaları veya af dilememeleri evliliği boşanmaya götüren nedenler arasındadır. Oysa ki tartışma esnasında frene basmak veya sonrasında telafi edici girişimlerde bulunmak evlilikleri kurtarır.

Sorumlulukları Paylaşmamak

Zaman içerisinde eşlerden birinin kendisinden beklenen sorumluluklarını yerine getirmemesi evlilik içerisinde güvensizliğe ve huzursuzluğa neden olur. Sorumlulukların yerine getirilmemesi kuşkusuz ki bir boşanma nedenidir.

Sorunları Görmezden Gelmek ve Biriktirmek

Bazı çiftler sorunlarını anında konuşmak yerine görmezden gelmeyi, sorunu halının altına itmeyi tercih ediyorlar. Konuşulmayan bu sorunlar gittikçe birikiyor ve sonrasında en ufak bir tartışmada ortaya çıkarak daha büyük kavgaların yaşanmasına sebebiyet veriyor. Bu durumların da sıkça yaşanması boşanmalara sebebiyet veriyor.

Eski Defterleri Açmak

Kötü giden evliliklerde boşanmaya sebebiyet veren nedenlerden biri de geçmişte yaşanan olumsuzlukların hatırlanarak tekrar gündeme getirilmesidir. Bu durum çiftlerin tartışmaları esnasında sıkça yaşanıyor ve eski defterler yeniden açılarak “sen şöyle yapmıştın” diye cümleler sarf ediliyor. Sarf edilen bu cümleler tartışmaların daha da alevlenmesine sebebiyet vererek evliliği boşanma noktalarına sürükleyebiliyor.

Duygusal Kopukluk

Eşlerin birbirlerinden duygusal olarak kopmaları, birbirleriyle bir şey paylaşmamaları, birlikte vakit geçirmemeleri, aynı ev içerisinde birbirine koşut yaşamlar sürdürmeleri anlamına gelir. Bu aşamaya gelindiğinde taraflardan birinin veya ikisinin de evlilik dışı ilişkilerine rastlanabilir. Duygusal kopukluk boşanmanın en önemli göstergelerinden birisidir.

PEKİ, BU DURUMDA NE YAPMAK GEREKİR?

Evlilik ilişkisi bir kere bozulmaya başladı mı gerekli olan önlemler, ilişkinin daha da kötüleşmesini beklemeden hemen alınmalıdır. Çiftler çoğunlukla evlilikleri konusunda yardım aramaya, ilişkileri iyice çıkmaza girdikten sonra başlarlar ve bu durumda bazen her şey için geç kalınmış olabilir.  Çiftler ilişkilerinde bazı şeylerin yolunda gitmediğini gördüklerinde ve bu durum karşısında çözümsüz kaldıklarında mutlaka bir evlilik terapistinden, evlilik terapisi veya evlilik danışmanlığı gibi profesyonel destek almalıdırlar.

Kuşkusuz ki evliliklerde sadakatsizlik, güven duygusunu temelden sarsan, çok ciddi ve incitici bir durumdur. Aldatmanın evlilik üzerinde iki önemli etkisi vardır; birincisi, evlilik dışı ilişkinin evliliği yok etme potansiyeli ve ikincisi de, aldatmanın evlilik üzerindeki duygusal tesiridir. Evlilik içi şiddetten sonra en fazla olumsuz etkiye sahip olan neden aldatmadır. Erkek içinde kadın içinde aldatma iz bırakan bir durumdur. Erkeklerin aldatması elinin kiri gibi bir kavram kullanılarak normalleştirilmekte ve bu durumda kadının da kocasını affetmesi ve yuvasını bozmaması beklenmektedir. Kadınlar eşlerini affetseler bile durum iç dünyalarında böyle olmamaktadır. Her iki taraf içinde aldatılmak, değersizlik, çaresizlik, güvensizlik vb. duygulara sebebiyet vermektedir.

Sanki hep erkekler aldatırmış gibi bilinse de, bu erkeklerin kendi aralarında kaç tane kadınla birlikte olduklarını bir övünç kaynağı olarak anlatmalarından kaynaklanmaktadır. Yapılan araştırmalar kadınlarında eşlerini aldattıklarını ortaya koymaktadır. Fakat kadınlar bu durumu gizli tuttukları için çok bilinmemektedir. Kadının eşini aldatması daha zordur, çünkü kadın için bir ilişkide ilk önce romantizm gelir, duygusallık gelir, kadın daha derin bir ilişki arar, aşk ister. Kadınlar yasak ilişki yaşarlarken daha dikkatlidirler. Erkekler ise daha dikkatsizdirler. Erkekler için aldatmak daha doğaldır.

Aldatma iki şekilde adlandırılıyor.Cinsel aldatma ve duygusal aldatma şeklinde. Var olan bir ilişki içerisindeyken, başka biriyle cinsel ilişkiye girme cinsel aldatma, duygusal olarak bir başkasına bir şeyler hissetme, aşık olma duygusal aldatma olarak adlandırılır. Her ikisi de evlilik için tehlike oluşturacak durumlardır. Genelde erkekler daha çok cinsel aldatmaları tercih ederken, kadınlar duygusal aldatmaları tercih etmektedir. Fakat en kötüsü cinsel birlikteliği de içinde barındıran duygusal bağın kuvvetli olduğu ilişkilerdir.
Aldatma nedenlerine bakıldığında erkek için de kadın için de çok fazla neden sıralanabilir. İlişki heyecanını kaybetmiş olabilir, cinsel tatminsizlik yaşanıyor olabilir, eşler arasında ihmal, sevgi ve şefkat eksikliği olabilir, eşler mutsuz evliliklerinden kaçmak için aldatıyor olabilirler, evliliklerindeki çatışmalarından kurtulmak için duygusal enerjilerini bir başka ilişkiye harcamayı tercih ediyor olabilirler, eşler arasında yakınlıktan kaçınma olabilir, bazen eşlerden biri seks veya tutku bağımlısı olabilir, eşlerden biri evliliğini bitirmek ister fakat yeni birini bulmadan bunu yapamaz. Erkekler daha çok cinsel açıdan değişiklikler, yeni heyecanlar yaşamak için ve cinsel dürtülerini kontrol etmekte zorlandıkları için; kadınlar ise duygusal açıdan ihmale uğradıklarında, mutsuz ve umutsuz hissettiklerinde aldatma yolunu tercih edebilirler. Evli ve çocuklu erkekler ise kendilerinden daha genç partnerlerle eşlerini aldatarak hala güçlü bir erkek olduklarını eşlerine ve çevrelerine kanıtlamak isterler.

Aldatma, aldatılan eş için bir travmadır. Aldatılan eş aldatıldığını öğrendikten sonra, sıkıntı üzüntü, öfke, uykusuzluk, güvensizlik ve depresyon yaşamaya başlar. Aldatılan eşte travma sonrası stres bozukluğu belirtileri görülebilir. Bunların ne kadar süreceği kişiden kişiye değişecektir. Bu durumda yapılması gereken bir evlilik-çift terapistine başvurmak olmalıdır. Eşlerin bu durumda üzerine düşen sorumlulukları alması gerekmektedir. Aldatılma ve sonrasında ortaya çıkan sorunlar aşılamayacak sorunlar değildir. Sadece çiftlerin çaba göstermesi ve evliliklerini bu fırtınadan kurtarmayı istemeleri gerekmektedir.

Duygusal taciz birilerinin sizi aşağılaması, suçlaması şeklinde gerçekleşen tacizlerdir. Evliliklerde daha flört dönemindeyken her şey yolunda gidiyor gibi görülebilir, aslında çiftler arasında bu tür diyaloglar açık veya örtük bir şekilde bu dönemde de yaşanıyordur. İlişkilerde bir zaman geçtikten sonra veya evlendikten sonra sorun daha ciddi bir şekilde baş gösterir ve taraflardan biri kurban olur. Çoğu zaman duygusal taciz yaşayan kişi bu durumu fark etmeyebilir bile. Duygusal tacizi her iki tarafta birbirine uygulayabilir, fakat toplumumuzun dayattığı roller sayesinde duyulan, bilinen erkek tarafından kadına uygulandığı yönündedir. Duygusal taciz, eşini aşağılamak, toplum içinde küçük düşürücü davranışlarda bulunmak, eşinin özel hayatına saygı duymamak, sözlü saldırılarda bulunmak şeklinde gerçekleşebilir. Tüm bunlar zaten evliliğin olmazsa olmazları olan sevgi, saygı ve güven unsurlarını zedeleyici ve yıkıcı davranışlardır. Önce duygusal tacize uğrayan kişide ağır hasarlar oluşacak, sonrasında evlilikte hasarlar meydana gelecektir.

Evlilik ilişkisinde duygusal taciz yaşandığında bu durumu nedenleri ve sonuçları açısından ayrıntılı olarak incelemeye ihtiyaç vardır. Çiftlerin kişilik özelliklerine ve patolojilerine, çiftlerin birbirleri ile olan etkileşimlerine ve nesiller arası aktarımlarına yani orijinal ailelerinden getirdiklerine bakılmalıdır. Duygusal tacizde bulunan kişiye bakıldığında, genelde burada çocuklukta alınan yaralar önemlidir. Bu tür kişiler genellikle kendilerini zayıf, güçsüz, değersiz ve aşağılanmış hissederler. Kendilerini böyle hissetmeleri, onları yetiştiren ebeveynlerinin tutumları ile alakalıdır. Daha çok narsisistik kişilik yapılanmasının olduğu kişilerde bu tür davranışlar görülmektedir. Kendilerinde var olan değersizlik ve zayıflık hissinden dolayı, karşı tarafı aşağılarlar, rencide ederler, kendilerinin yüceliklerine inandıkları için kendilerine saygı gösterilmesini isterler, her şeyde kendilerini hak sahibi görürler, karşılarında ki kişiye bir eşyaları, bir parçalarıymış gibi davranarak, o kişiye kendilerini kötü hissettirirler. Böylece karşı tarafı değersiz yaparak, karşı tarafı ezerek kendilerini güçlü ve değerli yapmış olurlar. Bu kendi patolojileriyle alakalı bir durumdur, bu yüzden yaptıklarıyla alakalı bir farkındalığa sahip olamayabilirler, bir uzmandan psikolojik yardım almaları şarttır. Bunun yanı sıra duygusal tacizde bulunan kişilerin büyüdükleri ailede anne-babanın birbirine olan davranışlarının, evlilik ilişkilerindeki davranış kalıplarının da nasıl olduğu önemlidir  ve  çocukluktan itibaren kişiyi etkileyen bir durumdur. Yani model alma vardır. Başka bir ilişki türü görmemiştir çünkü, aşağılayan bir baba ve boyun eğen bir anne modeli olabilir. Bunun yanı sıra evlilik ilişkilerinde çiftlerin nasıl bir etkileşimi ve iletişimlerinin olduğu da önemli bir konudur. Buralarda ayrıntılı incelemelere gerek vardır.

Bu durumda tacize uğrayan tarafın, uğradığı taciz karşısında sınırlarını net olarak koyabilmesi, rahatsızlıklarını, isteklerini ve duygularını net olarak ifade edebilmesi önemlidir. Yakın çevresini bu durumdan haberdar etmeli ve desteklerini istemelidir. Tüm bunların yanı sıra tacize maruz kalan kişinin almış olduğu yaralarını tamir etmesi, duygularını boşaltması ve kendisi ile ilgili farkındalıklara sahip olması açısından bir uzmandan yardım alması gerekir.

Erken çocukluk döneminden kaynaklanan şartlanmalarımız, almış olduğumuz yaralar ve hayat hakkındaki yanlış anlamalarımız, ilişkilerimizi etkilemektedir. Peki bu nasıl olmaktadır? Ve kendimizi iyileştirmek için neler yapmak zorundayız?

İlişkilerde yaşadığımız olaylar, bilinçli ve bilinçsiz olarak kendi içimizdekilerin dışa yansımasıdır. İlişkilerimiz yoluyla, geçmişimizi iyileştirmeye kişisel olgunluk seviyemize ulaşmaya çalışırız.

İki insan karşılaştığında, eğer aralarında ortak tek bir yön bile varsa, bu iki kişi arasında köprüler oluşur. Ve bu durum çekim veya kimya uyuşması olarak adlandırılır. Bu köprü hem yakın ilişkilerde hem de yakın olmayan ilişkilerde ortaya çıkar. İki insan arasında ortak bir şey söz konusu değilse bu insanlar birbirlerini önemsemezler, aralarında çekim oluşmaz. Ama eğer bir insan hayatınızda belirirse, ikinizin en azından bir ortak yönü olduğu kesindir.

İnsanlar kendilerini, başkalarının onlara tuttuğu aynalardaki yansımaları ile tanırlar. Bu nasıl bir şeydir? Bazen karşımızdakinde farkına varıpda tepki verdiğimiz bir takım özellikler vardır. Bu özellikler genellikle bilincinde olmadığımız, ama kendimizde var olan veya var olma potansiyeli olan özelliklerdir. Başkasında var olan sevdiğimiz veya sevmediğimiz bu özellikler, bize kendi psikolojik maskemiz hakkında bilgi verebilir. Bizler kişiliğimizin devam ettirmek istediğimiz yönlerini seçer, istemediğimiz yönlerini eleriz. Kendimizde kabul edemediğimiz yönlerimizi ise başkalarına yansıtırız. Bu istemediğimiz yönleri, bazı duyguları, bazı davranışları veya inançları içimizde barındırmak bize çok acı verdiğinde kendimizi bu acılardan korumak içim yansıtma adlı savunma mekanizmasını kullanırız. Ve yansıtmayı kullanmak için yakın ilişkiler çok uygun bir zemindir. Bizler içimizde bize acı veren bu özellikleri inkâr etmekten vazgeçtiğimiz, bilinçaltımızdaki özelliklerimizi kabul ettiğimiz zaman gelişmeye başlar ve daha olgun, sevgi dolu ilişkiler yaşamaya başlarız.

Yargıladığımız, eleştirdiğimiz özellikleri bir başkasında görmek bunları kendimizde görmekten daha kolaydır, bunları kendimizde fark etmemiz ise çok zordur. Kendimizde var olan ve yüzleşmeyi reddettiğimiz özellikleri eşlerimiz bize geri yansıtırlar.

Biriyle birlikte yaşamaya başladığımız zaman, bize acı veren olaylar, ebeveynlerimizle olan ilişkilerimiz, onların ihmalkârlıkları veya işgalleri, çocukken ebeveynlerimiz ile baş etmek için geliştirdiğimiz duygu ve davranış kalıpları su yüzüne çıkar ve ilişkimize yansır. Geçmişimizi bu şekilde iyileştirmeye çalışırız.

Şu andaki davranışlarımızın çoğu geçmişte yaşadıklarımızla ilgilidir. Geçmişte takılı kalıp, bugünü yaşamadığımız için bizler hasta oluruz. Geçmişte takılı kalıp da, çocukluk yaralarımızla hareket edersek eğer, hayatımızdaki insanlar bize olumsuz tepkiler verecektir. Büyüyüp gelişirken, içimizdeki çocukluk yaralarını fark etmeye çalışmak, hayata daha bilinçli bakmaya çalışmak, daha sağlıklı ve olgun ilişkiler kurmamızı sağlayacaktır.

Peki nedir bu çocukluk yaraları? Terk edilmek, reddedilmek, sevilmemek, ilgisizlik, ihmal edilme, beğenilmeme, kıyaslanma vs. tüm bunlar bilinçli dünyamızda veya bilinçdışımızda tamir edilmediği sürece saklı kalacaklardır ve bu yaralar farkında olmadan ikili ilişkilerimize taşınacaklar ve etkili olacaklardır. Bunları fark etmek ve yüzleşmek, daha olgun ilişkiler kurabilmek, daha kaliteli bir hayat geçirebilmek adına çok önem taşımaktadır.

Ruhsal gelişimimiz ve içsel iyileşmemiz adına önemli olan diğer bir önemli nokta da bireyin kendisine değer vermesidir, kendisini sevmesidir. Eğer biz kendimizi sevip, beslemezsek bir başkasının bizim isteklerimizi gerçekleştireceği umuduyla yaşayan, muhtaç bir insan oluruz.

İyi ilişkiler kurabilmemiz için ise kendimizi çok iyi tanımamız, kendimizi her yönümüzle kabul etmemiz ve sevmemiz gerekir. Kendimizi sevmemiz demek, olumlu ve olumsuz yönlerimizle kendimizi kabul etmemiz demektir. Kişiler kendi içlerinde ne kadar bütünlük seviyesine ulaşmışlarsa ilişkilerine o kadar katkıda bulunurlar. Ruhsal açıdan parçalanmış eşlerin birlikteliği tam bir ilişki oluşturmaz. Eğer içimizdeki bütünlüğü oluşturabilirsek, ilişki için de gerekli potansiyeli oluşturmuş oluruz. Bu yüzden kendi güvensizliklerimizi iyileştirmeli, eksikliklerimizden eşimizi sorumlu tutmamalıyız.

İlişkide olduğumuz kişi bizim eksiklik ve ihtiyaçlarımızı karşıladığında kendimizi güvende hissederiz. Fakat karşılamadığında eksik yanlarımızla yüzleşmek ve bunlarla baş etmek zorunda kalırız. Tüm bunlarla baş etmek zorunda kaldığımızda, kendimizi iyileştirmek için bir uzmandan yardım almak çok doğru bir davranış olacaktır.

Çünkü çocuklukta bitirilemeyen bu takılı kaldığımız ve bugüne taşıdığımız bu işler, yetişkin ilişkilerimizde devamlı ortaya çıkacaktır. Ve bizler kendimizin ve eşlerimizin bazı durumlarda neden çeşitli şekilde davrandıklarını anlamlandıramayacağız. Bir ilişkimiz bitip te diğeri başladığında, bu kısır döngünün devam etmesi kaçınılmaz olacaktır.

Çocukluğunuzu ve özellikle de ebeveynlerinizle olan ilişkilerinizi incelemeniz, şu anki aşk ilişkileriniz konusunda size ipuçları verecektir. Eğer şu an içinde bulunduğunuz ilişkiden mutlu değilseniz, yaşamınızın ilk yıllarına bakmanız yararlı olacaktır. Burada sizi yetiştiren kişiler çok fazla etkilidir. Çünkü insanlar kendi haklarındaki ve kurduğu ilişkiler hakkındaki düşüncelerinin çoğunu kendilerini yetiştiren kişilerden öğrenirler. Değerlilik duygusu da erken dönemde ebeveynlerini tutumları ile belirlenir. Bundan dolayıdır ki, ikili ilişkilerinizde eşinize, sevgilinize karşı oluşan tepkileriniz, çocukluğunuzdan kaynaklanan çözülmemiş anlaşmazlıklar ve davranış kalıplarına bağlıdır. Mesela; ailenizden alamadığınız sevgi, onay ve ilgiyi eşinizden almak için belli “davranışlar” gösteriyor olabilirsiniz.

Tutkulu bir aşk hissetmiyor ve “aşık” olmadığınızı düşünüyor olabilirsiniz, bu doğru bir eşle olmadığınız anlamına gelmez. Mesela; ilk başlarda seçilen eşin ruh ikizi olduğu düşünülürken, sonrasında ne oluyor da bunun doğru olmadığı düşünülebiliyor.

Kişinin kendi içerisindeki boşluk duygusu, çocuklukta çözülemeyen ve bugüne taşınan yaralar bu tür hislere sebebiyet veriyor olabilir. Mutlu olmanız için eşinizin, sevgilinizin devamlı üzerinize titremesine gerek yoktur. Gerçek mutluluk ve tatmin kendi içinizdeki gücü arttırmanıza bağlıdır. Olgun ilişkiler ve aşklar ancak bu şekilde yaşanabilir.

Fakat geçmişten kaynaklanan bu yaraları iyileştirmek ve kendi bütünlüğümüzü sağlamakta zaman alacak ve çaba gerektirecek bir durumdur. Eğer hayatınızın geri kalanını mutlu ve kaliteli bir şekilde geçirmek istiyorsanız önce kendinizi tanımanız ve ihtiyaçlarınızı nasıl karşılayacağınızı anlamanız gerekir. Yani “ben kimim?” ve “neye ihtiyacım var?” sorularının cevabını verebilmelisiniz.

 

Kaynak:  Susanne E. Harrill, Külkedisi Terapide, Kuraldışı Yayıncılık,2006

Evlilik Nedir?

Evlilik, aile yaşantıları ve kültürleri farklı olan iki insanın aynı mekanı, aynı zamanı paylaşmaya başlamasıyla oluşan bir partner ilişkisidir. Evlilik, tüm dünyada olduğu gibi toplumumuzda da var olan en önemli ve en temel kurumlardan biridir. Sağlıklı ve mutlu bir evlilikte olması gereken saygı, sevgi, bağlılık ve güven duygularıdır. Bu duyguların eksilmesiyle veya yara almasıyla birlikte evlilik kurumunda anlaşmazlıklar, çatışmalar ve iletişim problemleri çıkabilmekte ve evlilikler sarsılarak boşanma davalarıyla sonuçlanabilmektedir. Boşanma davalarının artması ve evlilik kurumlarının yıkılması dolayısıyla yeni bir kavram olarak evlilik ve çift terapisi, evlilik danışmanlığı alanları doğmuştur.

Evlilik-Çift Terapisi Nedir?

Çift terapisi; birbirleriyle çatışmada olan iki insanın etkileşimini değiştirmek için düzenlenmiş, çiftin uyumlarını bozan davranış biçimlerini tersine çevirmelerine ya da değiştirmelerine destek olan bir psikoterapi biçimidir. Çift terapisi klinikte karşımıza evlilik terapisi olarak çıkar. Evlilik terapisinin duygusal içeriği daha fazladır, daha derin kişilik ve uyum problemleri olan kişilerle, hastalarla ilgilenir. Evlilik terapisi, evliliği kurtarma terapisi değildir. Evlilikte neyin iyi gidip neyin gitmediğinin anlaşıldığı, ne yapılırsa iyi gidebileceğinin konuşulduğu, bundan sonraki yolun beraber mi yoksa ayrı mı gidileceği konusunda verilen kararın netleştiği yerdir.  Evlilik Terapisi’nin amacı; çiftlerin  aralarındaki  iletişim sorunlarını  çözebilmeleri için kendilerine gerekli becerileri kazandırmaya çalışmak, empati ve uyumu arttırarak evlilik ilişkisini düzenlemek, var olan ilişki problemlerini çözebilmelerine yardımcı olmak ve bu sırada eşlerde görülen davranış bozukluklarını ortadan kaldırmaktır.

Evlilik terapisi, çift olarak sürdürebildiği gibi, çiftlerden birinin terapiye gelmeyi kabul etmediği durumlarda bireysel olarak ta sürdürülebilmektedir. Bireysel Evlilik Terapisi var olmakla birlikte çok tercih edilen bir durum değildir. Çünkü tek başına yapılan evlilik terapisinde dengesizlik olur, evlilik sorunları terapistle paylaşılırken diğer kişi dışarıda kalır ve bu haksızlık yaratabilir.

Evlilikte Tehlike Çanları Ne Zaman Çalmaya Başlar?

Evlilikte birçok önemli sorun vardır. Bunların arasında iletişim eksikliği, sorun çözmede kullanılan hatalı yollar, çocuk yetiştirme konusundaki farklı bakış açıları, akraba ilişkileri, mesleki durumlar, ekonomik sorunlar, cinsel hayattaki yetersizlikler ve uygunsuzluklar sayılabilir. Evlilikte çiftler arasında aldatma ve aldatılmaya dair şüpheler artmışsa, boşanma kelimesi çok sık sarf edilir olmuşsa, sevgi, saygı, güven ve bağlılık duygularında eksilme varsa, çiftler arasında çıkan tartışmalar çok sıklaşmışsa ve sonucunda kavgaya dönüşüyorsa, çiftler birbirlerine artık yeteri kadar zaman ayırmıyorlarsa, cinsel yaşamda uygunsuzluklar ve tatminsizlikler başlamış ise, özel günler hatırlanmaz olmuş ve çiftler birbirlerine iltifat etmiyorlarsa,evlilikte güç ve otorite savaşları başladıysa; o evlilik için tehlike çanları çalmaya başlamış demektir.  Fakat bu durumu düzeltmek elimizdedir, önemli olan değişimi ne yönde istediğimiz ve gerekli olan sorumluluğu alabilmemizdir.

Cinsel  Sorunların Evlilik Sorunları Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

Evlilikte sorunlara yol açan cinsel sorunlar arasında; kadınlarda vajinismus, anorgazmi, cinsel isteksizlik, erkeklerde; erken boşalma, iktidarsızlık, cinsel isteksizlik sayılabilir. Çiftler arasındaki cinsel sorunlara baktığımızda evlilik sorunlarının bu tür problemlere yol açabildiğini görebildiğimiz gibi, cinsel sorunların da aynı şekilde evlilik-ilişki problemlerine yol açtığını görebiliriz. Cinsel sorunlar evlilik sorunlarının sebebi olabileceği gibi aynı zamanda sonucu da olabilir. Böyle bir durumda cinsel problemleri halledebilmek için öncesinde ilişkisel problemleri çözüme kavuşturmak gerekir. Örneğin; erkek, evlilik ilişkisinde karısının dominant olduğunu görüyor ve bundan rahatsızlık duyuyorsa, eşine içten içe bir düşmanlığı varsa, evlilik içerisinde kendini rahat bir şekilde ifade edemiyorsa ve cinsel tatminin eşi için ne kadar önemli olduğunu biliyor ise, bu erkek karısından intikam almak için boşalmasını geciktirmeyecek bu şekilde hem karısını hemde kendisini bilinçdışı olarak cezalandıracaktır.   İlişkisel sorunların, cinsel sorunları nasıl doğurduğu bu örnekle ifade edilmiştir. Bu problemi çözebilmek için ilk önce çiftler arasındaki ilişki problemine odaklanmak gerekecektir.

Son olarak; evlilik içerisinde çok çeşitli problemlerle karşı karşıya kalınabilir. Önemli olan saygı, sevgi, güven, anlayış ve hoşgörü içerisinde, sorunların çözüm yollarını aramaktır.

Sadece cinselliğin var olduğu veya tam tersi cinselliğin hiç olmadığı ve bu şekilde süren evliliklerin sayısı çok fazladır. Bu tür evlilikler evet vardır, fakat bu genelleme yapılacak bir durum değil, özel bir durumdur. Bu tarz ilişkilerin olduğu evlilikler sağlıklı ve ideal evlilikler değildir ve bu evliliklerde günün birinde çeşitli şekillerde sorunlar ortaya çıkacaktır.

Bu tür evliliklerin neden var olduğu ve nasıl yürüdüğü konusunda tek bir sebep söylemek doğru değildir. Bu tür evliliklerin birçok nedeni olabilir ve incelenmesi gereken birçok nokta vardır. Çiftin ruhsal durumu, kişilik yapılanmaları, ilgi ve ihtiyaçları, çiftin birbiriyle olan etkileşimleri, iletişimleri, birbirleri ile yapmış oldukları sözlü ve yazılı olmayan duygusal ve bilinç dışı anlaşmaları, çiftin orijinal ailelerinden getirdikleri, anne-babalarının evliliklerinde neler gördükleri yani nesiller arası aktarım, evlilikten ne anladıkları, evliliğe nasıl bir anlam yükledikleri ve daha birçok şey birer belirleyici ve sebeptir.

Evlilikte sadece cinsel veya ruhsal olarak değil, her iki alanda da doyum sağlamak gerekir. İdeal ve sağlıklı bir evlilik, duygu ve düşüncelerin paylaşılabildiği, sorumlulukların paylaşılabildiği, ekonomik konular olsun, çocuk varsa çocuklarla ilgili konular olsun tüm bunlarda mutabakata varılabilen evliliklerdir. Bunun yanı sıra güç ve otorite savaşlarının olmadığı, evlilikteki önceliklerin sağlıklı bir şekilde sıralanabildiği, boş zamanların birlikte ve kaliteli bir şekilde geçirilebildiği ve çok önemlidir ki cinselliğin paylaşıldığı evlilikler olmalıdır. Biz bu tür evliliklere ideal ve doyum sağlanabilen evlilikler diyebiliriz.

Evliliğin sağlam temeller üzerine oturabilmesi saygı, sevgi ve güven ayaklarının var olabilmesine bağlıdır. Bu üç temel ayak evliliğin olmazsa olmazlarıdır. Bu ayaklardan bir eksikse eğer, o evlilik sağlam bir temel üzerine inşa edilememiş olacak ve çatırdayarak yıkılacaktır.

Bunun yanı sıra evlilikte bağlılık, yakınlık ve tutku da diğer üç önemli unsurdur. Bağlılık çiftlerin birbirlerine ve evliliklerine olan sadakatleri ile ilgileri verdikleri sözdür.

Yakınlıkla söylemek istediğimiz şey, bir çeşit bağlılık hissi, huzur, eşinin mutluluğunu isteme, ihtiyaç duyduğu zamanlarda yanında olabilme, karşılıklı anlayış, hoşgörü, destek verme, empati duyma vs. olarak tanımlanabilir. Bu duygular ilişkide sıcaklık duymaya yol açan şeylerdir. Bazı insanlar yakınlık kurmakta zorlanabilirler, yukarıda da bahsettiğimiz gibi evliliklerinde cinsellik yaşayabilirler fakat bunun dışında başka türlü paylaşımları ve yakınlık duydukları bir alan yoktur. Kişiler yakınlık kuramıyorlarsa bunun birçok sebebi ve bu kişilerin birçok korkuları olabilir. Örneğin, duygulardan korkulabilir, öfkelerinin ortaya çıkmalarından korkabilirler, kontrolü kaybetme veya kontrol edilme korkusu yaşayabilirler, terk edilme, reddedilme korkuları yaşayabilirler.

Diğer önemli unsurlardan olan tutku, yoğun bir fiziksel uyarılma durumudur. Romantizm, cinsellik, fiziki çekicilik, diğeriyle olma arzusu olarak ta tanımlanabilir. Bu üç öğeden herhangi biri veya ikisi olmazsa o evlilik yürüyebilir, fakat doyum sağlanamayan evlilikler olur ve çeşitli problemler yaşanabilir.

Sadece cinselliğin var olduğu ve ruhsal anlamda bir doyumun sağlanmadığı veya tam tersi olduğu bu tür evlilikler bazı durumlarda sürebilmektedir. Ne olursa olsun, kişi evlilik şemsiyesi altında güvende hissettiği için bu tür bir evliliğe katlanıyor olabilir, yalnız kalmaktan korkuyor olabilir, ekonomik sebeplerden dolayı ayrılamıyor olabilir, kişilik özellikleri buna müsaade etmeyebilir, beraberliğini sürdürmesi çevre baskısından ve kültürel yapıdan kaynaklanıyor olabilir, çocukların varlığı zorlayıcı bşr etken olabilir vb.  Fakat tüm bunlara rağmen, sağlıklı ve ideal bir evliliğe ulaşabilmek için ve tam bir doyum sağlayabilmek için, doğru kararlar alınabilmelidir. Aksi takdirde evlilik içerisinde bulunan çiftler farkında olmadan hem kendine, hem de eşine zarar verebilir.

Mutlu bir evlilik için

Evlilik, yaşantıları ve kültürel yapıları farklı olan iki ayrı bireyin aynı zamanı ve mekanı paylaşmasıyla oluşan bir partner ilişkisidir. Aslında bir bakıma kadın ve erkeğin birlikte yaşamaya dair yaptığı bir anlaşmadır. Evlilik ilişkisinin temelinde saygı, sevgi, güven ve bağlılık duyguları yatar. Evliliğin temelindeki bu duygular ne kadar sağlıklı ve sağlamsa, evlilikte o denli sağlıklı olacaktır.

Bir evlilikte sorunların yaşanması ve tartışmaların olması olağan bir durumdur. Önemli olan bu sürecin nasıl yönetildiği ve sorunların nasıl çözümlendiğidir. Günlük hayatta yaşanan problemler, iş yaşantısındaki sıkıntılar, maddi konular, çocuklarla ilgili konular, köken alınan aileden kaynaklanan sorunlar  vs. bir çok problem çiftler arasında tartışmalara ve sorunlara sebebiyet verir. Bu durumlarla baş edebilmek için dikkat edilmesi gereken hususlar ve uyulması gereken kurallar vardır. Nedir bunlar?

1-Çiftler birbirleriyle düşüncelerini paylaşmalıdırlar, yani konuşmalıdırlar. Biz milletçe düşüncelerimizi paylaşmıyoruz, genellikle akıl okuyoruz.

2-Eşler birbirleriyle duygularını paylaşmalıdırlar. Kişi hissettiği endişelerini, korkularını, üzüntülerini, sevinçlerini, coşkularını eşiyle paylaşmalıdır. Duygular paylaşılmalıdır, duygular paylaşılmadığı zaman dinamit gibi patlar. Özellikle de sevginin sık sık ifade edilmesi ve gösterilmesi çok önemlidir.

3-Ev içinde ve dışındaki sorumluluklar eşler tarafından paylaşılmalıdır. Sorumluluklarla ilgili yükler tek bir eşin omuzuna ağırlık yapmamalıdır. Eğer çocuk varsa , çocuklarla ilgili sorumluluklar da paylaşılmalı ve çocuklarla ilgili meselelerde mutlaka ortaklaşa kararlar verilmelidir.

4-Eşler ekonomik konularda mutlaka mutabakat içerisinde olmalıdırlar. Örneğin, kişi pahalı bir cep telefonunu eşine sormadan alırsa bu kavga nedenidir. Ufak tefek bütçeyi sarsmayacak harcamalarda eşlerin bunu birbiriyle paylaşması şart değildir, fakat bütçeyi sarsabilecek konularda mutlaka fikir alış verişinde olunmalıdır.

5-Eşler birbirlerine karşı hoşgörü ve anlayış içerisinde olmalı, birbirlerine sık sık teşekkür etmeli ve minnettarlık göstermelidirler. Birbirlerine değerli olduklarını hissettirmeli ve göstermelidirler. Örn; birbirlerinin sevdikleri şeyleri yapmak gibi.

6-Bir evlilikte en çok kavga sebeplerinden biri de senin ailen benim ailem meselesidir.  Çünkü kişiler tam olarak kişiliklerini ortaya koyup ta bireyselleşemedikleri için, bağımlı bir yapıya sahip oldukları için, anneler babalar evliliklerin içine girerler ve her şeye müdahale ederler. Sınırlar belli değil ve ilişkiler vıcık vıcıktır. Bu durumda çiftler evlendikten sonra ve çekirdek ailelerini oluşturduktan sonra köken aldıkları ailelerine karşı sınırlarını net olarak çizmeli ve bu sınırların anne babaları tarafından ihlal edilmesine izin vermemelidirler.

7-Evliliklerde cinsellik çok önemli bir konudur. Cinsellik için evliliğin ana sigortasıdır diyebiliriz. Cinsel işlev bozuklukları, evlilik sorunlarının başında gelir. Cinselliğin yaşanamadığı evliliklerde zaman içerisinde eşlerin hiçbir konuda birbirlerine karşı toleransları kalmaz ve evlilik içerisindeki sorunlar kronik hale gelir.

8-Eşinizle sorunlarınızı zamanında konuşarak çözmeye çalışmalısınız, sorunları biriktirmek ve halı altına süpürmek, zamansız patlamalara sebebiyet verir. Eşinizle güç savaşına, haklı haksız yarışına  girmemelisiniz, bu da evliliklerde yapılan en büyük hatalardan biridir.

9-Duvarların boyası kalktığında o duvarı sıvatır ve tekrardan boyatırız, böylelikle duvar yeni gibi olur. Evliliklerin de sıvası kalkabilir, boyası eskiyebilir. Eğer karı-koca boş vakitlerini birlikte ve kaliteli geçirebiliyorsa, eğlenerek, keyif alarak yaşayabiliyorsa evlilikte meydana gelen çatlakları tamir edebilir.

Evlilik sorunlarıyla ilgili farkındalık yaratabilmek için bazı kuralların çok iyi algılanması ve yorumlanması gerekir. Çift olayları yaşarken ayrıntılara boğulur ve kendi duygularını ve yaratmış olduğu sorunları fark edemez. Doğru olan sorunlar büyümeden ve evliliklerde  işin içinden çıkılamayacak durumlar oluşmadan bir evlilik terapistinden yardım almak olmalıdır.

Yakınlık evlilik ve aile yaşamında elzem olan duygulardan biridir. Yakınlık gösterme başka biriyle bir duyguyu paylaşmayı kapsar. Yakınlığın ne olduğuna dair çeşitli tanımlar vardır. Yakınlık bir çeşit bağlılık hissi, huzur, duygusal destek, empati duyma, karşındakini güvenilir bulma, karşılıklı anlayış, paylaşım, dürüstçe iletişim kurabilme şeklinde tanımlanabilir.

Her evlilikte/ilişkide çiftlerin yakınlık tanımları farklı olabilir. Birçok çift yakınlığın ne anlama geldiğini ve ne istediklerini anlasalar dahi yakın olma konusunda birçok sıkıntı çekerler. Yakın olma konusunda eşleri sıkıntıya sokan mesele “yakınlık korkusu” olabilir.  Bazı insanlar yakınlıktan, kendilerini açmaktan korkarlar ve kaçınırlar. Yakınlık korkusunun en önemli iki nedeninin yanı sıra, öfke korkusu, bağımlılık korkusu, kontrolü kaybetme korkusu, bireyselliği kaybetme korkusu gibi kökenini aile meselelerinden alan bir takım psikodinamik nedenleri de vardır.

En önemli iki nedeninden birincisi, kişilerin çocukluk ve ilk gençlik yıllarında ebeveynleri tarafından boğucu ve özgürce hareket edemeyecek kadar çok ilgi görmüş olmalarıdır. Bu durum kişide kontrol edilme ve kontrolü kaybetme korkusunu tetikleyebilir. Ve kontrolü kaybetmek eş tarafından yok edilme duygusu anlamına gelebilir. Yok edilme burada ilişkideki kontrolün kaybolması ve öz kimliğin yavaş yavaş yok olduğu algısını yaratabilir. Bu bireyler kim olduklarını ve ne istediklerini bilmezler ve dengeyi bulmak için bir ileri bir geri hareket etme eğilimi gösterirler. Bu kişiler anlayışın ve saygının olduğu bir aşk ilişkisinde yaşanan duygusal yakınlığın bağımsızlıklarını tehdit etmediklerini yaşantılayabilirlerse sorunları hallolur.

İkinci ve aşılması en zor olan neden ise çocuğun anne babasının ayrılık ya da boşanması sonucunda (çoğunukla da babayı) en yakınlarından birini birdenbire kaybetmesidir. Bu yaralayıcı ve travmatize edici bir durumdur ve kişinin erişkinlik hayatında girmiş olduğu ilişkilerde, duygusal yakınlık gerektiren durumlarda kendisini ilişkinin derinliklerine bırakamamasına sebep olur. Çünkü bir eş ilişkiye duygusal olarak ne kadar yatırım yaparsa, ilişki sonlandığında o kadar çok acı çeker. Anne veya babasını kaybeden ve bu durumla baş etmesine yardım edilmeyen çocuklar ilerideki tüm ilişkilerinde terk edilme korkusu taşırlar. Kayıp yaşantısından dolayı gelişen terk edilme korkusundan ötürü ilişkilerinde bir emniyet mesafesi bırakırlar ve böylelikle yeni bir kayıp yaşamaktan ve aynı acıyı duymaktan kendilerini korumaya çalışırlar. Aslında böyle yaptıklarında tam da kendilerini korumak istedikleri durum başlarına gelir. Çünkü belli bir yakınlıktan öteye geçemedikleri, kendilerini duygusal olarak açamadıkları için ilişkileri de belli bir noktada tıkanıp kalır ilerleyemez, belki de başlamadan biter. Mesela bazı kişiler evliliğin hemen öncesinde, hiçbir açıklama yapılmaksızın birden bire terk edilebilirler. Bunlar hep terk edilme korkusunun sebep olduğu sonuçlardır.

Bağımlılık korkusu yaşayan kişiler de yakın ilişkilerden kaçınırlar. Bu korku duygusal olarak kendine yeterliliğin, bağımsız olmanın kesinlikle çok önemli olduğunu düşünen eşlerde görülür.  Eş diğerine hiç muhtaç olmadığını kanıtlarcasına sürekli diğerinden uzak olma ihtiyacını ortaya koyar, bu eşler duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için birbirlerine dayanmazlar. Evlilikleri her iki tarafın kendi hayatlarını yaşadığı, duygusal bir mesafe gösterir. Bağımlılık korkusu, çoğu zaman erken yaşta ebeveynlerin etkisinden kaynaklanır. Ebeveyn, genellikle de baba, kimseye dayanmadan tek başına hayatta kalabilmenin önemini vurgular. Çocukluk çağlarında bağımlılık korkusuyla yetiştirilen bir çocuk anne babadan çok az hatta hiç destek almadan kendi başına kalmaya zorlanır. Bu çocuklara yardıma gereksinim duyduklarında güçsüz oldukları söylemiştir. Örneklendirmek gerekirse 45 yaşında bir adam karısından hiçbir zaman bir şey istemediğini belirtmiştir. Çünkü bunun bir zayıflık olacağına inanmıştır. En zor zamanlarında bile eşine duygularını açmaktan çekinmiştir.

Öfke korkusu yaşayan çiftler de, yakın ilişkilere girmekten kaçınırlar. Eşler başkalarına duydukları öfkeden korkabilirler. Diğer kişiyle çok fazla yakınlaşmanın düşmanlığı, öfkeyi, saldırganlığı doğurabileceğinden korkabilirler. Bu tür korkuları olan bireyler başkaları ile mesafeyi korurlar.  Öfkenin yakın bir ilişkide kaçınılmaz olduğuna inandıkları için bundan kaçınmanın tek yolunun yakın bir ilişki kurmamak olduğuna karar verirler.

Aslında insanların ihtiyaç duydukları bu duygusal yakınlığı yaşayamamakta ki en büyük engel iletişim eksikliği veya yokluğudur. Kendi istek, arzu ve ihtiyaçlarımızı gözettiğimiz gibi karşı tarafın da istek, arzu ve ihtiyaçlarını gözetebilecek bir iletişim türü yakaladığımızda ihtiyaç duyulan duygusal yakınlık yaşanabilecektir. İlişkilerimizde tüm bunlarla kendimiz baş etmekte güçlük yaşayabilir, ne yapacağımızı bilemediğimiz durumlar söz konusu olabilir. En önemlisi de tüm bunlarla mücadele edebilmemiz için ilk önce kendimizi tanımamız ve keşfetmemiz gerekecektir.  Bu durumda bir uzmandan yardım almak fayda sağlayacaktır.

Bazı evlilikler mutlu bir şekilde sürerken, bazı evlilikler boşanmayla sonuçlanabiliyor. Evliliklerin boşanmaya doğru gitmesinin altında ekonomik nedenlerden daha çok ilişkisel nedenler yatıyor. Ekonomik krizlerden kaynaklı sorunlar çiftler arasında sonuç bulabiliyorken, ilişkisel nedenlerden kaynaklı sorunların çözülmesi daha güç oluyor ve bir uzman yardımı gerektirebiliyor.

Evlilikleri freni patlamış bir araba gibi boşanmaya götüren nedenleri şöyle sıralayabiliriz,

Tartışmalara Sert Bir Şekilde Başlangıç Yapmak

Çiftlerden biri aralarında çıkan tartışmaya direk suçlayarak ve eleştirerek başlayabiliyor ve bu şekilde başlandığında tartışma kavgaya dönüşebiliyor. Tabi bu durumun yaşanması hemen boşanılacağı anlamına gelmiyor, fakat ardından başka yıkıcı adımların atılmasına sebebiyet veriyor.

Partneri Sürekli Eleştirme

İlişki içerisinde partneriniz hakkında bir takım yakınmalarınız mutlaka olacaktır. Fakat yakınmayla eleştiri arasındaki farkı doğru bir şekilde kavramak gerekir. Yakınma belirli bir davranış üzerinde odaklanır, eleştiri ise suçlama ve genel karaktere yönelik saldırıyla durumu daha kötü bir hale sokar.

Aşağılama ve Hor Görme

Eşlerden biri yalnız veya kalabalık ortam gözetmeksizin eşiyle alay eder, başkalarıyla kıyaslar, başarılarını önemsemez, eşine onur kırıcı bir şekilde davranır, başkalarının yanında hakarete varacak şekilde takma adlar takar. Kısacası eşini takdir etmez ve önemsemez. Bu tutumlar kaçınılmaz olarak uzlaşma yerine daha fazla çatışmaya yol açar.

Savunmacı Tavır

Ortada yanlış bir davranış veya yanlış alınmış bir karar vardır. Bu duruma neden olan partner kendini agresif bir şekilde savunmaya geçer, karşı tarafa saldırır ve özür dilemez. Aksine karşı tarafı suçlayarak “sorun bende değil sende “ der. Savunmacılık çatışmayı tırmandırır ve durumu daha da çıkmaza sürükler.

Araya Duvar Örme

Tartışmaların sert başlayıp giderek artan bir hor görmeye ve kendini savunmaya yol açtığı evliliklerde, en sonunda eşlerden biri iletişimi keser. Kişi iletişimi keserek bedenlerinde ki yoğun stresi azaltmaya çalışır ve araya duvar örer. Tartışma esnasında araya duvar ören eş göz kontağını keser, hiç bir şey demeden durur, söylenenleri duysa bile hiç tepki vermez veya bulunduğu yeri terk eder. Diğer eş ise bu durumu bir tepki olarak algılayarak tartışmayı daha da alevlendirir. Bu durumun sıkça yaşanması evliliği boşanmaya götüren nedenlerdendir.

Dolup Taşmak

Eşin olumsuz tavrı, eleştirileri, hor görmeleri vs. karşı tarafın iyice bunalmasına sebebiyet verir ve kişi hem fizyolojik olarak hem de duygusal olarak dolup taşma noktasına gelir. Kişi bu durumla sıkça karşılaşmaya başlayınca kendini korumak adına araya duvar örerek kendisini duygusal olarak ilişkiden kopartmış olur. Bu durumun sıkça yaşanması da boşanmalara sebebiyet verir.

 

Başarısız Onarma Girişimleri

Tartışma esnasında veya sonrasında çiftlerin durumu telafi edebilecek bir özürde bulunmamaları veya af dilememeleri evliliği boşanmaya götüren nedenler arasındadır. Oysa ki tartışma esnasında frene basmak veya sonrasında telafi edici girişimlerde bulunmak evlilikleri kurtarır.

Sorumlulukları Paylaşmamak

Zaman içerisinde eşlerden birinin kendisinden beklenen sorumluluklarını yerine getirmemesi evlilik içerisinde güvensizliğe ve huzursuzluğa neden olur. Sorumlulukların yerine getirilmemesi kuşkusuz ki bir boşanma nedenidir.

Sorunları Görmezden Gelmek ve Biriktirmek

Bazı çiftler sorunlarını anında konuşmak yerine görmezden gelmeyi, sorunu halının altına itmeyi tercih ediyorlar. Konuşulmayan bu sorunlar gittikçe birikiyor ve sonrasında en ufak bir tartışmada ortaya çıkarak daha büyük kavgaların yaşanmasına sebebiyet veriyor. Bu durumların da sıkça yaşanması boşanmalara sebebiyet veriyor.

Eski Defterleri Açmak

Kötü giden evliliklerde boşanmaya sebebiyet veren nedenlerden biri de geçmişte yaşanan olumsuzlukların hatırlanarak tekrar gündeme getirilmesidir. Bu durum çiftlerin tartışmaları esnasında sıkça yaşanıyor ve eski defterler yeniden açılarak “sen şöyle yapmıştın” diye cümleler sarf ediliyor. Sarf edilen bu cümleler tartışmaların daha da alevlenmesine sebebiyet vererek evliliği boşanma noktalarına sürükleyebiliyor.

Duygusal Kopukluk

Eşlerin birbirlerinden duygusal olarak kopmaları, birbirleriyle bir şey paylaşmamaları, birlikte vakit geçirmemeleri, aynı ev içerisinde birbirine koşut yaşamlar sürdürmeleri anlamına gelir. Bu aşamaya gelindiğinde taraflardan birinin veya ikisinin de evlilik dışı ilişkilerine rastlanabilir. Duygusal kopukluk boşanmanın en önemli göstergelerinden birisidir.

PEKİ, BU DURUMDA NE YAPMAK GEREKİR?

Evlilik ilişkisi bir kere bozulmaya başladı mı gerekli olan önlemler, ilişkinin daha da kötüleşmesini beklemeden hemen alınmalıdır. Çiftler çoğunlukla evlilikleri konusunda yardım aramaya, ilişkileri iyice çıkmaza girdikten sonra başlarlar ve bu durumda bazen her şey için geç kalınmış olabilir.  Çiftler ilişkilerinde bazı şeylerin yolunda gitmediğini gördüklerinde ve bu durum karşısında çözümsüz kaldıklarında mutlaka bir evlilik terapistinden, evlilik terapisi veya evlilik danışmanlığı gibi profesyonel destek almalıdırlar.