Tag Archive : anksiyete

Depresyon toplumda en sık görülen ruhsal bozuklukların başında gelmektedir. Her insan zaman zaman hayatının bir kısmında hüzün, keder, umutsuzluk, mutsuzluk, çaresizlik gibi olumsuz duygulanımlar yaşayabilir. Ama bu belirtiler her zaman kişinin depresyonda olduğu anlamına gelmez. Depresif ruh hali ile depresyonu birbirine karıştırmamak gerekir. Depresif ruh hali kimi zaman herkesin yaşayabileceği kısa süreli ve geçici bir durumdur. Fakat yaşanan duruma depresyon denilebilmesi için belirtilerin en az 2 haftadır arka arkaya yaşanıyor olması ve bu durumun kişinin artık günlük yaşamını olumsuz etkileyecek kadar şiddetli yaşanıyor olması gerekir.
Depresyonun çeşitli nedenleri olmakla beraber temelde ki nedeni bir kayıp duygusunun yaşanmış olmasıdır. Bu sevdiğin birinin kaybı, sevgiliden ayrılma, güven kaybı, iş değişikliği, ev değiştirme, yaşadığın yeri değiştirme gibi önemli yaşamı etkileyebilecek olaylar olabilir. Bazen mutlu olaylarda depresyona sebep olabilir. Doğum yapma güzel ve mutlu bir olay olmakla beraber, kişide kimi zaman depresyona yol açabilir. Bunun yanı sıra genetik faktörler, ilişki problemleri, maddi problemler, bazı hormon düzeylerinin değişikliği, bazı kullanılan ilaçlar, yaşlanma gibi birçok etken depresyona neden olabilir.
Depresyonun oluşmasında etkili olan bazı kişisel özellikler de vardır; kimi zaman kişinin kendisi, çevresi ve gelecekten beklentileri, idealleri ile kendi gerçek durumu arasında o kadar çok fark vardır ki, bu yüksek standartlara ulaşamamak kişide depresyona yol açabilir. Kişinin çevresindekiler kendisinden çok fazla şey beklediklerinde ve kişide bunları karşılamada doğal olarak yetersiz kaldığında, kişide beliren çaresizlik ve zayıflık düşünceleri depresyona neden olabilir.
Depresyon belirtileri, kişinin kendisini hemen her gün, yaklaşık gün boyu ağlamaklı, hüzünlü, çaresiz, mutsuz, sıkıntılı ve umutsuz hissetmesi, eskiden zevk alınarak yapılan aktivitelerin çoğuna karşı ilgide azalma ve artık onları yapmaktan eskisi gibi zevk alamama, iştahta azalma veya tam tersi artma, istenmeyen bir şekilde kilo alıp verme, uykusuzluk yaşama veya aşırı uyuma, uykuya dalmakta güçlük çekme veya sık sık uyanma, çok fazla uyunmasına rağmen sabahları uyanıldığında yorgun hissetme, düşünce, davranış ve konuşmalarda yavaşlama, karar vermekte güçlük çekme, bir şeye başlamakta ve onu sürdürmekte zorluk yaşama, dikkat eksikliği yaşama, cinsel istekte azalma, vücutta nedeni bulunamayan ağrıların oluşması, mide bağırsak problemleri, nefes darlığı gibi fizyolojik kökeni olmayan rahatsızlıkların görülmesi şeklindedir. Bunun yanı sıra kişi yineleyen bir biçimde ölüm ve intihar düşüncelerine kapılabilir. Tüm bu belirtilerden bir kaçı sizde var ve 2 haftadır sürüyor ise depresyonda olma ihtimaliniz yüksektir.
Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tedavisinde izlenecek yöntemler hastalığın tipine ve kişinin özelliklerine göre belirlenir. Hastalığın seyrine göre bir veya birkaç tedavi şekli birlikte uygulanabilir. Depresyon tedavisi zaman alabilecek ve bu süreçte kişinin sabırlı ve olumlu düşünmesi gereken bir süreçtir. Eğer sizin de bu tür depresif şikayetleriniz varsa, kendiniz ve çevrenizin mutluluğu için bir uzmandan yardım almanız gerekmektedir.

EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) türkçe anlamıyla Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme’dir.
EMDR sekiz evresi ve bir çok prosedür ve metodu olan geniş kapsamlı, bütüncül bir psikoterapi yöntemidir. Ne yazık ki bazı acı veren anılar inatçı olurlar. Bunun nedeni bazı olaylardan duyulan rahatsızlığın çok yüksek düzeyde olmasıdır, öyle ki beynin bilgi işleme sistemi bozulur ve anıyı kendi başına çözüme götüremez. Bu şekilde olan travmatik anıları beyin bir nevi hazmedemez ve bu anılar beynin bir bölümünde asılı kalırlar ve en ufak bir tetikleyici ile aktif hale gelirler ve bu şekilde rahatsızlık düzeyimiz yükselir. Olay sanki yeni yaşanmış gibidir ve olay anında hissedilen duygu ve düşünceler hala çok canlıdır.
EMDR ile bu olumsuz anıların işlenmesi sağlanarak beynin bu anıyı hazmetmesi ve normal anı ağlarının arasına gönderilmesi sağlanır. Bir olay yeterli şekilde işlendiğinde, biz o olayı hatırlarız, ancak eski duyguları ve hisleri tekrar hissetmeyerek rahatsız olmayız. Anılarımız tarafından bilgilendiriliriz, fakat kontrol edilmeyiz.
Hayatımızda sadece büyük travmalar değil, çocuklukta yaşamış olduğumuz utanç verici olaylar, hayal kırıklıkları, aşağılanma, eleştirilme vb. sık görülen durumlar da uzun süreli olumsuz etkiler bırakırlar ve bu olumsuz etkiler bedenimizde ve zihnimizde yükselerek algımızı etkilerler ve şimdiki zamanda mutsuzluğa ve uygunsuz davranışlara yol açarlar. Dolayısıyla bunlarda bir travmadır ve bu anılarda işlevsel olmayan bir şekilde yanlış bir anı formunda depolanmışlardır.
EMDR’nin birincil hedefi bu deneyimleri işleyerek yanlış formda depolanan bu anıları, normal anı havuzuna göndererek danışanın özgürce şimdiki zamana geçişini sağlamaktır. EMDR ile yaşanılan sorunların temelini hazırlayan geçmiş deneyimlere (yaşantılara) erişilir, rahatsızlıklara neden olan şimdiki durumlar işlemden geçirilir ve gelecekteki başarılar için gerekli olan yeni öğrenim, beceri ve perspektifler bellek ağları içine alınır.
EMDR terapisi seansları sırasında insanlar uyanıktır ve yeteneklerinin tam kontrolüne sahiptirler.

Sosyal fobi bir anksiyete yani kaygı bozukluğudur. Sosyal fobi “sosyal kaygı bozukluğu” olarak da isimlendirilebilir. Sosyal  fobiyi kişinin sosyal ortamlarda sürekli ve belirgin bir korku yaşaması olarak tanımlayabiliriz. Kişi bulunduğu sosyal ortamlarda utanç verici bir duruma düşmekten, rezil olmaktan, eleştirilmekten, beğenilmemekten, reddedilmekten, onaylanmayacak ve olumsuz değerlendirilecek bir davranışta bulunmaktan fazlasıyla korkar.

Sosyal fobinin temelinde onaylanmama korkusu veya kabul edilmeme endişesi vardır.  Sosyal fobisi olan kişiler devamlı gözlerin kendilerinin üzerinde olduğunu, nasıl göründüklerini, aptal durumuna düşüp düşmediklerini düşünürler. Bu kişilerin özgüvenleri oldukça düşüktür ve eleştiriye karşı fazlasıyla duyarlıdırlar.

Sosyal fobi yaşayan kişilerde yüz kızarması, ses titremesi, ağız kuruması, kalp çarpıntısı, terleme, nefes daralması gibi fizyolojik belirtiler; güçsüzüm, konuşamayacağım, yetersizim, herkes bana bakıyor, rezil olacağım, küçük düşebilirim gibi zihinsel belirtiler ve korkulan ortama girmeme, korkulan ortamı terk etme, göz temasından kaçınma, ilgisiz şeyler düşünme gibi davranışsal belirtiler görülebilir.

Sosyal fobi yaşayan kişiler ailelerinin ve arkadaşlarının yanında rahat olabilirler fakat en büyük korkuları topluluk önünde konuşmak ve yemek yemektir. Sosyal fobi yaşayanların karşı cinsle ilişki kurmaları ve konuşmaları fazlasıyla zordur ve bu yüzden sosyal fobi yaşayanlar arasında bekarlık oranı yüksektir. Sosyal fobik kişiler kendileriyle konuşan kişileri işitmezden gelme, gözlerini kaçırma, hasta olma ve sosyal ortamlara katılmama gibi davranışlar geliştirebilirler.

Sosyal fobi genellikle 13-24 yaşları arasında başlar. Kadınlarda biraz daha fazla görülür. Ailede korku anlayışlı bir disiplinin olması sosyal fobi nedenleri arasındadır.

Sosyal fobi günümüzde doğru teknikler kullanıldığında kesinlikle tedavi edilebilen bir hastalıktır. Psikoterapi sosyal fobi tedavisinde oldukça etkili bir yöntemdir. Sosyal fobiklerde genellikle bilişsel davranışçı terapi denilen psikoterapi tekniği kullanılır. Bunun yanı sıra gerektiğinde ilaç tedavisi de uygulanabilir.

obsesif kompulsif bozukluk

Takıntı hastalığı olarak da bilinen obsesif-kompulsif bozukluk bireyleri tekrar eden düşünce ve davranışlara hapseder. Obsesyon, takıntılı düşünce ve fikirlerden, kompulsiyon ise tekrar eden davranış ve eylemlerden oluşan ruhsal bir sıkıntdır. Obsesif-kompulsif bozukluk bir anksiyete bozukluğudur.

Obsesyon, irade dışı gelen, kişinin zihnine girmesine engel olamadığı ve zihninden bir türlü uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişiye sıkıntı ve huzursuzluk verirler. Kişi zihninden atamadığı bu düşünceleri bastırmaya, yok saymaya veya bir takım hareketlerle yani kompulsiyonlarla gidermeye çalışır.

Kompulsiyon, obsesyonların yani kişinin zihninden atamadığı fikir ve düşüncelerin yarattığı, sıkıntı ve huzrsuzluğu azaltmak veya ortadan kaldırmak için yaptığı yineleyici ve tekrar eden davranışlardır. Örneğin; bir yere dokunduğu için ellerinin kirlendiğini düşünen kişi sürekli ellerini yıkayabilir, kişinin elleri yıkamaktan tahriş olabilir. Kişi bu davranışları istem dışı yapar ve bundan sıkıntı duyar.

Obsesif-kompulsif bozukluğa sahip kişiler sapalntı ve takıntılarının her ne kadar mantksız ve manasız olduğunu bilselerde bunları düşünmekten ve yapmaktan kendilerini alıkoyamazlar. Belirli bir kuralla ve sıraya göre yapılan bu davranışlar kişiyi geçici olarak rahatlatmayı amaçlar.

Zaman zaman bir çok kişinin kapıyı ve ocağı kontrol etme, temizlik, titizlik, simetriye önem verme gibi çeşitli takıntıları, o an için yaptığı davranışları vardır. Fakat bu takıntı ve davaranışlar önemli oranda zaman ve iş kaybına yol açıyorsa, aile hayatını ve ilişkileri olumsuz etkiliyorsa, o zaman bunun ruhsal bir sorun olduğu düşünülebilir.

En çok görülen obsesyon ve kompulsiyonlar, temizlik ve titizlik obsesyonları, şüphe ve kontrol obsesyonları, düzen ve simetri obssesyonları, dini obsesyonlar, sayma obsesyonları, biriktirme obsesyonları, dokunma obsesyonları, cinsel içerikli obsesyonlar ve batıl inanç obsesyonlarıdır.

Obsesif-kompulsif bozukluğun en iyi tedavi şekli psikoterapinin yanında uygulanan ilaç tedavisidir. Danışanlar tedavi süreci sonunda normale yakın bir yaşam sürebilirler. Sıkıntılar azaldıktan sonra devam eden ilaç tedavisi ile birlikte doktor kontrolü de sürdürülmelidir.  Çünkü uzun süreli ve zamanla iyileşme dönemleri gösterebilen bir hastalıktır.